0322 239 88 08 0532 266 40 41

Halep Keçisi yetiştiriciliği
Halep Keçisi satışları tıklayınız>>>

Kıl Keçisi Yetiştriciliği.
Keçilerin Kralı , Kıl Keçisidir.
tıklayınız>>>

Saanen Keçisi yetiştiriciliği
Saanen Keçisi satışları tıklayınız>>>

Kıl Keçisi (Kara Keçi)

Atatürk, ''Arkadaşlar gidip Toros dağlarına bakınız; eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki, bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet bizi asla yenemez’'demiştir.

Atatürk’ün Yörüklerle ilgili bir sözü daha var:
“İnsanlık, eski Mısırlarıyla, Yunanistanlarıyla, Romalarıyla ve bunlar bütün bedii eserleriyle ayağa kalksa ve başlarında bugünün kendi verimleri olan bütün medeniyeti, musıkîleriyle, şiirleriyle, sanatlarıyla ve bütün eserleriyle gözümün önüne dikseler, dikilseler.., benim gözüm, benim duygum, benim sevgim, yine ıssız dağlar başında yanık kavalını üfleyen, yarım çarıklı Türk çobanındadır.”

 Keçilerin Kralı Kıl Keçisi

Ormanların kralı aslansa,keçilerin kralıda kıl keçisidir.Kıl keçisi düşmanları belki gerçeği görürler

Kıl Keçisi Türkiye’de en yaygın olarak yetiştirilen  keçi ırkıdır.Türkiye'deki mevcut keçi sayısının % 80 den fazlasını kıl keçisi oluşturur. Halk arasında kara keçi olarak da bilinir.Masrafsız Keçi yetiştiriciliği yapmak isteyen çiftciler kıl keçisini tercih etmektedirler.

 Dağlık ve tepelik yerlerde yetiştiriciliği yaygındır. Kılkeçi, sıcak ve soğuka toleranslı yağsız ve yüksek aromalı et veren, makiliklerden iyi yararlanabilen, hastalıklara mukavim, dayanıklı, uzak mesafelere iyi yürüyebilen süt ve et verimi yeterli, yüksek kalitede deri veren iri vücut yapılı bir keçi ırkıdır. Anadolu’nun iklim, çevre ve yetiştirme koşullarına dayanıklı iyi adapte olmuştur.

Yukardaki iki  resim  namaras.org sitesinden alıntıdır.

 Kıl keçilerinin vücut rengi genellikle siyahtır. Ancak gri tonları ile kahverengi ve alaca renklerde rastlanır. Hem keçiler hem de tekeler büyük çoğunlukla boynuzludur. Kıl keçilerinin her iki cinsiyetinde de sakal vardır. Kulaklar genellikle uzundur ancak, daha kısa kulaklı olanlar da vardır.


Kıl Keçilerinin Verim Özellikleri;Kıl keçiler kombine verimli bir milli keçi ırkımızdır. Yetersiz bakım ve besleme ile her türlü iklim koşullarına çok iyi uyabilen dayanıklı bir ırktır. Döl verimi iyi bakıldığında,çiftleşme öncesi keçileri enerji ağırlıklı yemlerle beslenir,vitamin ve minarel maddeleri verilebilirse. Bir doğumda1-1.5  oğlak elde edilir. Laktasyon süreleri 180-235 gün ve laktasyon süt verimleri 100-130 kg arasındadır. Sütteki yağ oranı %5-5.5 arasındadır. Keçilerde canlı ağırlık 45-65 kg, teklerde 60-90 kg’dır. Kıl verimi teklerde 1-2 kg, keçilerde 0.5-1 kg arasındadır.

İyi bakılan ve seleksiyon (eleme) yöntemi uygulanan sürülerde kıl keçisi süt verim ortalaması 2 lt. ye ve oğlak sayısı keçi başı 1.5- 2.0 kadar ulaşabilmektedir.Saanenlere gösterilen bakım ve beslemenin yarısı kıl keçilerine gösterrilse kıl keçilerinde çok daha yüksek verimlere ulaşmak mümkündür.Araştırdıkça kıl keçisiyle ilgili bir çok süpriz verim değerlerine ulaşılaçaktır.

 Yem bitkileri kıl keçilerinin et ve süt verimini yükseltmede adeta bir doping rolü üstlenmektedir.

Kıl keçilerini hiç bir keçi ırkıyla melezlemeden düzenli olarak 25 keçiye bir teke hesabıyla akrabalığı izin vermeden başka sürülerden daha önce hiç kullanılmamış teke temin ederek,doğaçak oğlaklarda yüksek verimlere ulaşmak mümkündür

Sütteki yağ oranı bakımından ve süt kalitesi yönünden mükembeldir.Türkiye'de keçi ırkları arasında süt yağ oranı bakımından 1.sıradadır.Sütü bebek maması imalatcısı firmalar ve mandıracılar tarafından tercih edilmektedir.İyi bakım besleme şartlarında Kıl Keçileri çok daha yüksek süt ve et verimlerine ulaşabilmektedir.Bu güne kadar seleksiyon ve kendi arasında ıslah çalışması yapılmaması Türk Bilim Adamları olarak bizim büyük eksikliğimizdir.

 

Kıl Keçileri kötü bakım besleme şartlarında ve zor tabiat koşullarında hayatta kalma yetenekleri mükembeldir.Kara Keçi hiç ilave yem vermeden dahi et ve süt verimini devam ettirebilen dünyadaki yegane keçi ırkıdır.Kıl Keçisinin makilik alanlarda çalı ve otlarla beslendiği göz önüne alınırsa,kıl keçisinin eti ve sütü tamamen organiktir.Organik hayvansal üretim yapmak isteyenlerin kıl keçisi yetiştiriçiliğine yönelmeleri doğru bir seçim olaçaktır.Kıl keçisi sahibine en çok kazaç sağlayan keçi ırklarımızdan biridir

Kıl Keçilerinin kötü bakım besleme şartlarında,saanen Keçi yetiştiriçiliği yapılsa herhalde hayatta bir  tek saanen keçisi kalmayaçaktır.Aslında en az masrafla en çok verime ulaşılan keçi yetiştiriçiliği kıl keçi yetiştiriçiliğidir.Masrafsız karlı bir keçi yetiştiriçiliği yapmak isteyenler kıl keçisi yetiştiriçiliğine yönelmeleri gerekmektedir.Kıl Keçisi etinin,kolestrol oranı düşük yağsız lezzetli bir ete sahiptir.

Kıl keçilerini,Honamlı Keçisi,Etçi Boer Keçisi,Sütcü Halep Keçileri,Kilis Keçisi ve Kaşmir Keçileriyle melezlenerek verimlerini yükseltmek mümkündür.Ama en önemlisi saf olarak Kıl Keçisi Yetiştiriçiliğinin yapılmasıdır.Şuan Kıl Keçisi de Tiftik Keçisi gibi nesli tükenme tehditi altına girmiştir.Derhal Orman Bakanlığının Kıl Keçisi politikası gözden geçirilmelidir.

 

Kıl keçisi(kara keçi),honamlı  keçisini yok pahasına satma. Kıl Keçisi ormanı yok ediyor diye yörüklere orman yasaklanmaktadır.İdddalar bilimsel temelden yoksun,gerceklerle uzaktan yakından alakası yoktur.

 

30 metrelik devasa ağaçları keçimi yedi?

Ormanın bahcıvanı keçiyi suçladınız

Ormanın yangıncısı kara keçiyi suçlu ilan ettiniz

Ormanın fidancısı kıl keçisine demediğinizi bırakmadınız.

Ormanın gönüllü gübrecisini hedef tahtasına koydunuz

Ormanda tırnaklarıyla erezyona mani olan kıl keçisinin ekosistem üzerindeki olumlu yönlerini gözardı ettiniz

 

  Her şeyi organik olan fakir besleyen kara keçinin soyunu kesmek mi hedefimiz.

 

 Makilik çalılıklarla beslenen kıl keçisinden elinizi çekiniz.Köyden kente göçü teşvik etmeyiniz.garibanların elinden ekmeğini almayınız.

 Madem bu hayvan zararlı niçin yüce yaratıcı yarattı tarihin derinliğinden beri bu dağlar ve bu keçi birlikte barış içinde bu güne kadar geldi,ormanlar yok olmadı da bu gün mü yok oldu.

 

 Ormandan kaçak kesim yapanların,orman hırsızlarının,tarla açanların,ormanı talan eden arazi mafyasının,ormanı küle çeviren yangınların faturasını kıl keçisi ve yörüklere niçin çıkarılır anlamış değiliz.Çobanlar eğitin,kazançlarını artırın,elinden baltasını,keskisini alın ama keçisini değil.

 Niçin keçi yetiştiriçisine yem bitkisi tohumlarını ve ot balyalarını üçretsiz vermezsiniz.

 Kıl keçisi-kara keçinin rengiyle uğraşırsınız.Saanen Keçisi ormanı yok etmez,Kıl Keçisi orman düşmanıdır,safsatasının arkasına sığınırsınız.Keçi ormanı yok etmez insan yok eder.Geçmiş medeniyetlerin yok ettiğ ormanların,Timurun yaktığı ormanların faturasını bile Kıl keçisine kesiyorsunuz.Ağaç yetişme imkanı olmayan yüksek rakımlı bozkırların hesabını dahi,kara keçiden sorarsınız.Tarih boyunca ısınmak için,tarla açmak için ve madencilik için kesilen ağaçların suçlusu olarak,Kıl Keçisini hedef gösterirsiniz.

Sakın ha Kıl keçilerinizi satmayın birlik olun.Tarlanıza yem bitkisi ekin, ki rahat edesiniz.

 

  

Milli Keçi Irkımız Kıl Keçisi kendi ana vatanında itilip kakılmakta adeta Ülkemizde istenmiyen hayvan ilan edilmiştir.Ormanı kıl keçisi değil,insan yok ederken,fatura zavallı kara keçiye kesilmiştir.Bu hayali suçlamaya Türk Milletinin inanması istenmektedir.Halbuki makilik alanlarda çalı ve ottan başka şey yemiyen kıl keçisi,nasıl oluyorda 30 metrelik devasa ağaçları devirip yiyor diye kimse sormamaktadır.Dünyada kendi hayvan ırkına bu kadar hor hakir davranan bir millet bizden başka yoktur herhalde.Tabiatta ekolojik denge için olmazsa olmaz olan Kıl Keçisi kendisine sahip çıkaçak bilim adamları aramaktadır.Orman Bakanlığını  Kıl Keçisi politikasını gözden geçirmeye davet ediyoruz.

 

 

Anatolian Black
Also Known As: Kil-Keçi, Adi Keçi, Kara Keçi, Kilgoat, Turkish Native
The Anatolian Black raised in Turkey for its meat, milk and fiber. They are part of the Syrian type and while usually black they are sometimes seen in brown, gray or pied.

Reference: Mason, I.L. 1996. A World Dictionary of Livestock Breeds, Types and Varieties. Fourth Edition. C.A.B International. 273 pp.
Photographs:
Prof. Dr. M. Ihsan SOYSAL and Research Asst. Emel ÖZKAN, Trakya University, Agriculture Faculty, Dept. of. Animal Sci., Tekirdag/TURKEY

 

Keçi Orman Düşmanı Değilmiş

ÇANAKKALE- Mehmet Bayer- Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi`nde (ÇOMÜ) yapılan bir araştırmada, keçilerin en çok otu sevdiği belirlendi.

ÇOMÜ Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Cemil Tölü, TÜBİTAK tarafından desteklenen projesinde, keçilerin beslenmek için nereleri tercih ettiğini araştırdı.

Dr. Tölü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, proje kapsamında, Gökçeada, Malta(Maltız) ve Türk Saanen keçilerini buğday merası ile fundalıktan oluşan bir merada otlatıp, gözlemlediğini söyledi.

Keçinin ``orman düşmanı`` ilan edilmesiyle, 1970`li yılların başından bu yana keçiciliğe karşı sistemli bir bitirme kampanyası sürdürüldüğünü savunan Tölü, ``Halbuki yine öteden bu yana keçiyi ve keçiciliği iyi tanıyan çevreler, keçinin orman zararlısı olmadığını, insan faaliyetlerinin ormana zarar verdiğini dillendirmişlerdir`` dedi.

Dr. Cemil Tölü, otlama davranışı gözlemleri sonucunda tüm keçilerin tercihlerinin öncelikle buğday merası olduğunun anlaşıldığını ifade ederek, ``Buğday meraları yararlanılamayacak derecede kuruduğunda ise bu hayvanlar beslenmek amacıyla, birçok çiftlik hayvanı türü tarafından etkin olarak kullanılamayan fundalıklara yöneliyor ve buralardan son derece iyi bir biçimde yararlanıyor`` diye konuştu.

PROJEYLE YARGILARIN GEÇERSİZ OLDUĞU KANITLANDI

Projeye konu olan keçi ırklarının farklı otlama davranışları sergilediklerini ve ``ormana zarar vermeyen keçi`` olarak lanse edilen Saanen keçisinin diğer keçi ırklarına göre daha fazla fundalıklara yöneldiğini belirlendiğini anlatan Tölü, ``Bu durum gayet normaldir. Saanen keçisinin cüssesi daha büyük ve süt verimi de yüksektir. Dolayısıyla daha fazla besin maddesine ihtiyacı vardır. Eğer siz bu hayvanın gereksinimlerini karşılamazsanız, bu hayvan yiyebileceği her şeye ulaşmaya çalışır`` diye konuştu.

 Tölü, projenin toplumda söylenen ``keçi her otu bırakır, çalıya ya da ağaca koşar`` yargısını geçersiz olduğunu kanıtladığını bildirdi.

Basından alıntıdır.
 

 Yörükler Keçilerinden Vazgeçmiyor

 Toroslar`da yaşayan Yörükler Çevre ve Orman Bakanlığı`nın 2012 yılına kadar kademeli kıl keçisi indirimine karşı çıkıyor. Yörükler, Bakan Veysel Eroğlu`nun bu kararından vazgeçmesi için imza kampanyası başlattı. 

Toros Yörükleri Kültür ve Diyalog Derneği(TOYÖKÜD) Başkanı avukat Mücahit Gündoğdu, bakanlığıın 2 yıl önceki uygulamaya koyduğu `Ormanlık ve Kırsal Alanda Keçi Yetiştiriciliğini Azaltma Projesi`ni yanlış bulduklarını belirtti. Toroslar`da kıl keçisinin doğanın bir dengesi olduğunu ve bu bitirildiği takdirde ekolojik dengede bozulma olacağını savunan Mücahit Gündoğdu, `Kıl keçisinin ormanlık alanlara zarar verdiği` görüşünü gerçekçi bulmadıklarını kaydetti. Toroslar`da makilik alanlarda küçük çalıların yıllık tımarını kıl keçilerinin yaptığına dikkat çeken Gündoğdu, ekosistem zincirinin bozulması halinde milyar dolarla harcayarak çevre sorunlarına çözüm aranacağını dikkat çekti. Gündoğdu, `Bakanlığın, 2012 yılına kadar 6 milyon 200 bin kıl keçisini 2 milyona indirme projesini yanlış buluyoruz. Kıl keçileri ormanlık alanların zarar vericisi değil, koruyucusu. Yetiştiricilikte tavsiye edilen Saanen keçisi Toroslar`a uygun bir keçi türü değil. Saanem keçisinin anavatanı İsviçre Alp dağları etekleri. Ayrıca, Toroslar`da kıl keçisi yetiştiriciliği bin yıllık göçebe Yörük kültürünü temsil ediyor. Asırlarca dağlarda ve yayla otlaklarında göçebe yaşayan insanları sizi gelin şehre hapsedelim demek yanlış bir düşünce. Sayın Bakanımız Eroğlu`ndan bu kararını yeniden gözden geçirmesini istirham ediyoruz.` diye konuştu.

 İmza kampanyalarının 31 Aralık`a kadar süreceğini belirten Gündoğdu, 40 gün sonra toplanan imzaların başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmak üzere TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ile diğer siyasi parti liderleri ile Antalya, Mersin, Adana, Kahramanmaraş milletvekillerine göndereceklerini belirtti. Gündoğdu, Antalya bölgesinde 2 yıl içinde 122 ailenin kıl keçisini azaltmak zorunda kaldığını ifade etti.

 Kıl keçisi yetiştiricisi Mehmet Keskin, 2 yıl içinde 550 keçiden 70`e düşürmek zorunda kaldığını ifade etti
 

 Basından alıntıdır.

 

Türklerin ve Keçilerin Özgürlük Yürüyüşü

Çenenin altında bağlanmış Anadolu tarzı başörtüsünü onlarda gördüm. En küçük kız çocuklarının bile başı örtülüydü. Lakin Aydıncık'ın bir bu tepesine bir öbür tepesine kurdukları çadırlara bizi günün ve gecenin her saati misafir ediyorlardı.

Genç kızlar, gelinler veya obanın en büyük hanımı, bize mangal ateşi üzerinde çay, sac üzerinde ekmek, onun içinde keçi peyniri sunuyordu. Bizimle gülüyor, eğleniyorlardı. Hatta öğrendik ki, aramızda bir kadın misafir olmasaydı, obanın en yaşlısı, en açık saçık öykülerle bize hayatı anlatacaktı.

Sarıkeçililerin arasında bir hafta sonu geçirdim. Son yürüyüşçülerimizi görmek istedim. Onların, develerini ve keçilerini vahşi çığlıklarla çağırmasına, sürülerini derlemesine tanık oldum. Bu yıl ikincisini düzenledikleri Sarıkeçililer Festivali'nde küçük de bir konuşma yaptım.

Aydıncık sahilinde kurdukları kıl çadırlara gelen misafirlerini ağırlıyorlardı. Ama küçük ağaçlara, çadır direklerine astıkları kartonların üzerinde yakınmaları vardı. İsimlerini belki yürüdükleri için almışlardı; Yörük'tüler, yürüyen son Yörük, ama artık yürümeleri istenmiyordu. Karaman Tarım Müdürü, imzalı mühürlü bir yazı göndermiş ki hangi çadırın hangi adresine orasını bilmiyorum, bu yazıda Karaman'a gelmeyin deniyordu.


Aşağılanan keçi
Ben konuşmamda dedim ki, ''size yürüyün ya da yürümeyin kimse diyemez. İstanbul'dan gelen ben de diyemem. Ama eğer yürürseniz, sevinirim. Çünkü sizin yürümenizi istemeyen güç, dünyanın doğasını yok eden güçtür. Siz eğer yürüyemezseniz, dünya bir umudunu daha yitirecektir. Hatta Türkiye için bu yitim daha büyük olacaktır.''

Sonra obalarda Sarıkeçililerle konuştum. Keçilerinin ve kendilerinin aşağılandığından söz ediyorlardı. Yine de, Türk bayraklı bir başörtü takan Yörük derneğinin başkanı Pervin Çoban Savran başta olmak üzere, hepsi de barışçı insanlardı. Öfkeleri yoktu. Ülke, bayrak sözcüklerinin yanına, özgürlük sözcüğünü de koyuyorlardı o kadar. Özgürce yaşamak istiyoruz! Bütün istedikleri buydu. Yerleşik olmaya gönülsüz de olsa razıydılar ama kendi istekleriyle ve arzuladıkları şekilde olursa. Develerinden ve keçilerinden kopmadan bunu başarmak istiyorlardı.

Doğası yok edilen dünyanın ve Türkiye'nin dağlarında bir mucizeydiler aslında. Ama bu mucizeyi yazık ki anlamayan idareciler var. Bu mucizeyi korumak, onları yaşatmak boynumuzun borcu olmalı, böyle hissetmeli. Sonra da Türkiye'nin gençlerini, doğasını unutmuşları, dünyayı, onların bu yürüyüşünü, henüz iki yıldır yaptıklarını şenliklerini görmeye çağırmalı. Daha geçen ay, Tar Çölü'ndeki festivale, oradaki halkın geleneksel yaşantısını görmek için gitmiştim. Benim gibi binlerce yabancı gezgin, ABD'den, dünyanın başka yerlerinden Hindistan'ın bu uzak köşesine gelmişti.


Uygarlığa davet
Yitirdikleri bir duyguyu, özgürlük duygusunu, doğayla bir arada yaşama duygusunu doğrudan hissetmek için gelmişlerdi. Bizim aşağıladığımız develere binmeye çalışıyorlardı.

Biz ise kendi özümüzü, ortak bilinçaltımızı, kendi masalımızın canlılarını öldürüyoruz. Onlar yürümeseydi biz olmazdık. Doğanın son yürüyüşçüleri de yok olduğunda biz olacak mıyız sanki?

Bu sorunun cevabını Pervin Çoban Savran vermişti, bu sütunların kenarında bulacaksınız. Bir de Yörükler yok edilmek istenen keçilerini nasıl anlatıyor onu okuyalım yandaki sütunlarda ve Sarıkeçilileri, yok edici uygarlığımıza ondan sonra davet edelim. Sarıkeçililerin bu ayın son haftasında başlayacakları yürüyüş durdurulacak mı durdurulmayacak mı? Bu sorunun yanıtı, Türkiye'nin kendi öz kültürüne ve doğasına sahip çıkıp çıkmayacağının da yanıtı olacaktır.


Keçiye methiye
Keçi biterse, Yörük kadınının, çula, kilime, heybeye, golana nakşettiği desenleri, aktardığı hayalleri de yok olur. Yörük kadını, sevincini, üzüntüsünü, hayallerini anlatamaz. El sanatlarımız kaybolur.

Keçi biterse, sırrına erilmemiş hastalıklar ortaya çıkar. İnsanlar farkında olmasalar da, Keçinin yediği otlardan şifa bulurlar. İnsanların, kimyaotundan hastalıkları gider. Adem, ya da, oğulotundan ömrü uzar; kekik otlarından, gribe, soğuk algınlığına karşı dirençli olur; yediği çalı yapraklarıyla daha sağlam olur. Eğer keçi biterse hastalık türleri daha da çoğalır.

Yaylalarda ve ormanlarda yaşayanlar, mantarların ve otların zehirlisini, zehirsizini, şifalısını, keçinin yediği otlara bakarak belirler ve pişirip yerler. Keçi yok olursa zehirlenmeler artar, şifalı otlardan faydalanma azalır. Astımdan, alerjiden, öksürükten, egzamadan, kansere kadar pek çok hastalığın tedavisi zorlaşır.

Keçi biterse, damak tadı kaybolur. Keçi sütünün ve keçi sütünden yapılan dondurmanın, çökeleğin, peynirin, keçi etinin kaybolması, damak tadının kaybolması demektir. Yurt dışından ithal edilirse, hem dışa bağımlı oluruz, hem de insanın beslenmesiyle yaşadığı yer farklı olduğundan, geleneksel tat alınmaz, hem insanın kimyası bozulur, hem de ülkemiz döviz kaybeder.

Ağaç ve meyve yetiştirenler, ağaçların yaprakları daha gür, gövdeleri daha büyük olsun, daha çok meyve versin diye keçi sarması dökerler. Bu sarma, suni gübre gibi tarlaya zarar vermez. Hatta, bazı köylüler, sarmasından yararlanmak için, keçiyi kendi tarlasında, bahçesinde yatırması için çobana para verir. Bütün bunları bilmeyen Orman Bakanlığı'nın, kuru bakliyatın, sebzenin, meyvenin yetişmesine de zararı olur. Keçiyle birlikte gübresi de ortadan kalkar. Sadece meyve bahçeleri değil, dağdaki ormanların ağaçları da gübrelenemediğinden hızlı büyüyemez, bitki örtüsü etkilenir.

 

Pervin Çoban Sarvan'nın açılış konuşmasından
Türkiye'de 2 milyon kişi olduğumuzu söyleyen var. 3 milyon kişi olduğumuzu söyleyen var. Ama biz şu anda burada gördüğünüz kadar kişiyiz... Şurada gördüğünüz insanların sayısı, Devletimizin golf sahası açma izni verdiği kişilerden fazla. Bütün ormanlarımızı yok etsinler diye maden arama izni verilenlerden de fazlayız. Onların parası da bizden fazla diyebilirsiniz. Evet, biz gücü parayla ölçülebilen bir çıkar grubu değiliz. Tarih, parasıyla, yetkileriyle büyük güçlere sahip çok kişiler gördü. Çoğunu unuttu. Ama biz bu ülkeyi Türkiye yapanlar, dilimizle kültürümüzle, töremizle, inançlarımızla ve yanımızda taşıdığımız; atlarımız, develerimiz ve davarlarımızla hep buralardaydık. Yine buralardayız...

Bu sahiller, yaylalar bizim yurdumuz, evimiz, barınağımız. Bu topraklara Türkün ayağı değdiği günden beri buralarda yaşıyoruz. Bu topraklar üzerine kurulmuş bütün beylikleri, devletleri bizler doyurup donattık. Bu topraklar üstünde en son kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ni kanlarıyla yoğuranların arasında bizler de vardık. Bizler, ne dünyanın, doğanın ve tarihin akışına karşı durmak istiyoruz; ne de kültürel, folklorik değer ve birikimlerimizden vazgeçmek istiyoruz...

 

Uyum sağlamak

Çocuklarımızın, eğitimi, gençlerimizin iş sahibi olmaları sağlanmadan, bizlere gösterilecek tarlalarda, toprak tarımı öğrenip, uyum sağlayacağımız zamana kadar yerleşik hayata geçmeyi istemiyoruz. Bize esir muamelesi yapılıp, toplama kampı benzeri yerlerde ikamete zorlayacaklarsa, bunun benzerini daha önce yaşadık ve tecrübeliyiz. İlk fırsatta yeniden davarcılığa ve göçebeliğe dönmemiz kaçınılmaz olacaktır.

Ülkemizi yönetenler, parası ve hatırlı makamlarda dayısı olana tanıdığı vatandaşlık haklarının birazını da bize tanıyıp, gönüllülük esasına göre yerleşmemize yardımcı olmanın yollarını aramalıdır.

...Kendimizi bir saldırı altında hissediyoruz. Savunma ihtiyacımızın isyana dönüşmesini biz de istemiyoruz. Biz bu ülkenin bu devletin asli kurucu unsurlarıyız. Devletle karşı karşıya gelmeyeceğiz. Ama devletimizi yönetenlerin, bizim insan olduğumuzu hatırlamalarını istiyoruz.

Anadolu'yu Türk yapan Yörüklerin, aktif göçebe hayatı sürmekte olan son temsilcileri olarak, tarihin yüzünde, gülümseyişimiz bir yontu gibi bezenmiş olarak kalsın istiyoruz.


Özcan Yüksek / Referans Gazetesi,  Alıntıdır.

YÖRÜKLERE DOKUNMAYIN
2009-02-13 18:32:04


Yörüklere dokunmayın!
 
Son zamanlarda sessiz sedasız bir operasyon sürdürülüyor! Yörüklerin ormanlara girmesi yasaklanıyor! Yörükler üzerinde araştırmaları ile tanınan Ramazan Kıvrak,  “Ormanı yakana, tarla açana, orman içinde villa yapana göz yumulur veya bir yolu bulunup tapu verilirken, ormanı yaşatan Yörüklere ceza veriliyor”  diyor.

 

* * *

 

Kıvrak,  “Yörük Obalarımız”  adlı kitabında       Yörükleri anlatıyor:
* “Araştırılırsa görülecektir ki Orman Bakanlığı kurulduğundan bugüne kadar ormanın olmadığı yerleri ağaçlandırması gerekirken ormanın gür olduğu yerlerde grev yapmış, ağaç dikmekten çok kesmiştir.
* Orman Bakanlığı, ormanları kendi elleriyle azaltmış; tahribatın sorumlusu olarak da Yörüklerin beslediği keçileri göstermiştir. Oysa, keçi orman yakmaz, ağaç kesmez, tarla açmaz, villa yapmaz, maden arıyorum diye ormanı yok etmez.
* Ülkemizin kuruluşundan beri, devletimizin külfetini çeken, yeterli hizmet alamayan, vergide ve askere gidecekken hatırlanan, dağda çobanlık yapan Yörük, bugünlerde zor durumdadır. Yörüğe bin yıldır yaşadığı, yaşattığı ormandan, ata yurdundan çık deniliyor. Oysa devlet, ormanı koruduğu için Yörüğe ’teşekkürlü tapu’ vermeli ve ’ormanı korumaya devam et’ demelidir.
* Yörük ormanı o kadar çok sever ki, orman yoksa kendisinin de keçisiyle birlikte yok olacağını bilir. Bu sebeple ağaç kesmez, odun etmeye gelenleri kovalar, kestirmez. Mevsimsiz avlanan avcılara da izin vermez, ormana zarar verenleri uzaklaştırır, yangını söndürür. Ağacı eşi gibi, evladı gibi hısım akrabası gibi dert ortağı olarak görür canı pahasına korur. Abdestini ağaç dibinde alır; ağaç sudan istifade etsin diye. Hayvanına suyu kovayla verirse, artanını ağacın dibine döker. O kadar sevgi doludur, yaşatma duygusu yüksektir, kendisini, keçisini, ormanını bir tutar. Ormandaki sulardan çeşmeler yapar; hayvanlar, kurtlar, kuşlar, yoldan gelip geçenler içsin, hayatını sürdürsün diye.
Yörüğü ise her yere süremezsiniz. O, yaşanacak yeri kendisi belirlemelidir.
* Yörükler neden keçi besler? Çünkü keçi özgürlüğüne düşkündür. Keçi yok edilirse, Yörüklerin özgürlük duygusu zayıflar, kolaycılık, üşengeçlik başlar, her şeyi kabullenmeye başlar insan; Yörükler de yok edilmiş olur.
* Yörükler, keçinin sütünden, derisinden, boynuzundan, kılından da faydalanır, yurt dediği çadırını keçi kılından yapar. Dağlarda keçinin nesli biterse türküler de biter. Türkünün yanında maniler, tekerlemeler, atasözleri, masallar, efsaneler de yok olur. Türkçe zarar görür.
* Keçi biterse, Yörük kadınının çula, kilime, heybeye, golana nakşettiği desenleri, aktardığı hayalleri de yok olur. 
* Kızılderililerin önce bizonlarını yok ettiler, sonra kendileri yok oldu! Bunu akla getirince gizli bir el karar vermiş de önce özgürlük anlayışını, sonra geleneklerini, ardından yaşama biçimini, folklorunu, edebiyatını yok ederek dağdan indirdikleri Yörükleri, sıradan, sessiz ve uysal bir kişiliğe mi dönüştürmek istiyor diye düşünmemek mümkün değil. 
*Atatürk, ’Arkadaşlar gidip Toros dağlarına bakınız; eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki, bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet bizi asla yenemez’demiştir.”

 

* * *

 


Atatürk’ün Yörüklerle ilgili bir sözü daha var:
“İnsanlık, eski Mısırlarıyla, Yunanistanlarıyla, Romalarıyla ve bunlar bütün bedii eserleriyle ayağa kalksa ve başlarında bugünün kendi verimleri olan bütün medeniyeti, musıkîleriyle, şiirleriyle, sanatlarıyla ve bütün eserleriyle gözümün önüne dikseler, dikilseler.., benim gözüm, benim duygum, benim sevgim, yine ıssız dağlar başında yanık kavalını üfleyen, yarım çarıklı Türk çobanındadır.”
Yörüklere ve keçilerine dokunmayın! Onlar Osmanlı’ya boyun eğmedi, zulme rıza göstermezler haberiniz olsun!

ARSLAN BULUT   alıntıdır.

 

 Kıl Keçisi sadece makilik alanlarda çalılarla beslenmektedir.Eğer idda edildiği gibi kara keçi ormanı yiyorsa aşağıdaki resimler bunun tam tersini söylüyor. 

 

 

 Keçi ormanın düşmanı değil, koruyucusu!
 
Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş, son günlerde çıkan orman yangınlarının, ''ormanların günah keçisi ilan edilen keçilerin önemini ortaya çıkardığını'' savundu.
Yüksek yapılı bitkilerin kök biyolojisine yönelik araştırmaları bulunan Ortaş, yaptığı açıklamada, yaz sıcaklarıyla birlikte artan orman yangınlarının doğanın akciğerlerini yok ettiğini, resmi kaynakların, sadece bu yılın başından bu yana 642 orman yangını çıktığını bildirdiğini belirtti.
Orman yangınlarıyla birlikte keçi faktörünün yeniden ele alınması zorunluluğunun doğduğunu ifade eden Ortaş, son yıllarda ormanların adeta günah keçisi ilan edilen keçilerin aslında ''ormanların koruyucusu'' olduğunu ileri sürdü.
Ortaş, özellikle doğanın ve ekolojinin yasalarından birinin de keçinin ekosistemdeki yeri olduğunu belirterek, ''Akdeniz Bölgesi'nin orman yangınları bakımından diğer bölgelere göre daha az etkilendiği bilinmekteydi. Ancak, bu durum son yıllarda keçi varlığının bilinçli olarak azaltılmasıyla tam tersine dönmeye başladı'' dedi.
Genelde keçilerin orman için zararlı olduğunun düşünüldüğünü, günah keçisi ilan edildiğini, hatta bazılarının, ''soyu tükensin diye fetva da verdiğini'' anlatan Ortaş, bunun doğanın diyalektiğine aykırı olduğunu kaydetti.
Prof. Dr. Ortaş, şunları söyledi:
''Keçinin hep maki bitki örtüsüne sahip ormanlar üzerinde baskı unsuru olduğu söylenir. Bu nedenle ormanların genç fidanlarını yok ettiği iddia edilir. Evet ormanların genç fidanlarına zarar verdiği doğrudur, ancak keçilerin olduğu ortamda ormanların varlığını günümüze kadar sürdürdüğü de bir başka gerçektir.''
-DÜNYA BİLİM ÇEVRELERİ KABUL EDİYOR-
Prof. Dr. Ortaş, dünya bilim çevrelerinin önerdiği ve orman bakanlığının da kabul ettiği ''keçiler ormanların fahri dip temizleyicileri'' ifadesinin çok anlamlı olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
''Keçiler, ormandaki ağaçların diplerini otlardan temizleyerek, yangın çıkışını engelliyor. Keçilerin orman içinde yarattıkları seyreltme ve açtıkları patika yollar ise yangının büyümesine set oluşturuyor. Kemirgen ve selülozu yüksek bitkileri tercih eden keçiler ağaçlarına üst dallarına 1,5-2 metre kadar tırmanarak besinlerini sağlarken doğal olarak ağaçları budayarak yangından koruyor.''
Ortaş, keçinin olmaması durumunda ise otların geliştiğini ve yazın kuruyan otların mercek etkisi yapan cam kırıkları nedeniyle yangına davetiye çıkardığını belirterek şöyle devam etti:
''Gelinen noktada, Çevre ve Orman Bakanlığı keçi sayısını azaltmamalı, tam tersine artırmalı, orman köylüsüne destek çıkmalıdır. Doğal alanların kontrollü keçi otlatmasına açılması, bölge çiftçisi ve köylülerinin geçim kaynağı olabileceği gibi, sağlıklı süt ve beslenme için de yararlı olacaktır.
Keçiyi bilmeden düşman ilan etmeyelim, yararlı hayvanın hakkını verelim, yeniden ormana dönmesini sağlayalım. İnsan olarak tahrip ettiğimiz, yakıp yıktığımız doğamızın zararını keçiye yüklemekten vazgeçelim.''
 
Kaynak:stargazetesi

 

Kıl Keçisi Besicileri Orman Cezalarından Şikayetçi


09.02.2010- Denizli Koyun ve Keçi Üreticileri Birliği Başkanı Hasan Öner, Dünyada Organik Et Üretimi İçin Milyonlarca Dolar Harcanırken Yasak ve Cezaların Etkisiyle Türkiye'ye Has Dağlarda Beslenerek Yetişen Kıl Keçisi Varlığının Tehlikeye Girdiğini Söyledi. 
Haber Yayın Tarihi: 09.02.2010 17:37

 
 
09.02.2010- Denizli Koyun ve Keçi Üreticileri Birliği Başkanı Hasan Öner, dünyada organik et üretimi için milyonlarca dolar harcanırken yasak ve cezaların etkisiyle Türkiye'ye has dağlarda beslenerek yetişen kıl keçisi varlığının tehlikeye girdiğini söyledi.

Denizli'de kıl keçisi varlığının dört yılda 140 binden 85 bine düştüğünü vurgulayan Öner, "Bu keçinin eti, sütü ve kılı çok değerlidir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığımız, besiciliği gelişsin diye keçi başına 10 lira destek verirken Çevre ve Orman Müdürlüğü ekipleri ise beslemek yasak diye keçi başına 40 liradan başlayan cezalar kesiyor. 2000 yılında koyun ve keçi yetiştiricilerine Denizli'de 2 milyon 100 bin lira dağıtıldı. Bu yıl mart ayından itibaren de 3 milyon lira verilecek. Dört yılda Orman müdürlüğü ekiplerinin baskılarına dayanamayan 350 besici, 65 bine yakın keçisini satarak bu işi bıraktı. Dört yılda keçi üreticilerine kesilen cezanın miktarı 200 bin lirayı geçti. Özellikle Çal ve Çivril bölgesinde, orman sınırlarında ama içinde ağaç olmayan yerlerdeki keçilere de ceza kesiyorlar. Ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız." dedi.

Geçmiş yıllarda uygulanan yanlışlıklar yüzünden Denizli'de yerli ineğin yok olduğunu ifade eden Birlik Başkanı Öner, "Şimdi de kıl keçisi aynı sonuçla karşı karşıyadır. Birlikte 2 bin 550 üyemiz vardı, 350'si ayrıldı, çünkü cezalardan bıktılar. Kıl keçileri, 15 yılın üstündeki ormanlara zarar vermez. Zaten biz de genç ormanlarda otlatmıyoruz. Bu cezalar, Türkiye'nin başka yerinde yok. Antalya ve Kahramanmaraş benim bildiğim yerler." şeklinde konuştu.

Koyun ve keçi yetiştiricilerinin rahat bırakılması ve desteklenmesi durumunda et sıkıntısının da ortadan kalkacağını savunan Hasan Öner, şunları söyledi: "Kurban Bayramı'nda hayvan bulmakta güçlük çekildi. Ülkemizde etin kilosu 15 lira olması gerekirken 25 liradan satılıyor. Bunu indirmek, küçükbaş besicilerini desteklemekle mümkün. Bizim hiç kimseye zararımız olmaz. Keçiler, ormanların içindeki yabani otları ve ağaç parçalarını yediği için bir yangında, alevlerin geniş alanlara yayılmasının önüne geçilebilir. Koyun keçi yetiştiriciliği aynı zamanda iyi bir istihdam kapısıdır." (CİHAN) 

 

Ormanda site yapmak serbest, keçi yetiştirmek yasak!

Geçimini keçilerden sağlayan köylüler soruyor: Keçi mi ormana zararlı, ormana yapılan lüks siteler mi? 

Urla’da kıl keçisi yetiştirerek geçimini sağlayan köylüler, Orman Bölge Müdürlüğü’nün baskısı ile zor duruma düştü.

 


Keçilerin ormana zarar verdiğini söyleyerek üreticilere, sürülerinin tamamını satması yönünde baskı uygulayan müdürlük yetkilileri, sürülerin satılmaması halinde hayvan başına kademeli olarak ceza kesileceği tehdidinde bulundu.


Geçtiğimiz günlerde tek tek köyleri dolaşarak sürü sahiplerinin kimlik bilgilerini alan yetkililer, hayvan adetlerini de not ettiler.


Hiçbir meslekleri olmayan ve yıllardır babadan kalma sürüleri ile hayatlarını sürdüren köylüler, kendilerine alternatif olarak, koyun ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinin önerildiğini, ancak masrafı kaldıramayacakları için bunu yapmalarının mümkün olmadığını söylediler.


Hayvanlarını satmaları için kendilerine Kurban Bayramı’na kadar süre verilen köylüler, topluca Orman Bölge Müdürlüğü’ne giderek sorunlarını anlattılar, ancak kendilerine bir çözüm yolu gösterilmedi.


Keçilerin doğanın bir parçası olduğunu, yörelerinde bulunan çam ormanlarına bir zararlarının bulunmadığını iddia eden köylüler, “Orman şehirden korunmaz; biz yuvamızı, kendi evimizi herkesten fazla koruruz” dediler.


Köylüler ayrıca, orman alanlarının içine, tarım arazilerinin üzerine sürekli siteler yapıldığını dile getirdiler. Var olan çam ağaçlarının ormancılar tarafından, “Gençleştirme yapıyoruz” denilerek kökten kesildiğini anlatan keçi üreticileri, yıllardır yaşadıkları yerleri tanıyamaz hale geldiklerini ifade ettiler.


Köylüler çaresizlik içinde


Urla Ziraat Odası Başkanı Nurettin Kılınç, Urla Yarımadası’nda 20 bin dolayında kıl keçisi bulunduğunu belirterek, yüzlerce kişinin bu işten karnını doyurduğunu ifade etti. Sürülerini satmaları istenen üreticiye, karşılığında hiçbir destek sunulmadığını ifade eden Kılınç, çok sayıda üreticinin mağdur olacağını ve göç etmek zorunda kalacağını belirtti. Uygulanan baskı yüzünden bazı keçi sahiplerinin keçilerini ellerinden çıkarmaya başlaması nedeni ile keçi fiyatlarında da düşüş yaşanıyor. Üretici bu nedenle bir kez daha mağdur oluyor.


Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi ve Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı Prof. Dr. Tayfun Özkaya, keçinin ormana zarar vermesinin belirli düzenlemelerle engellenebileceğini belirterek, “Fidanların küçük olduğu bölgelere girmeleri yasaklanabilir. 2 adam boyunu geçince serbest bırakılabilir. Kontrollü yapılırsa keçilerin ormana yararı dokunur” dedi. Antalya’yı örnek gösteren Özkaya, “Orada muazzam sayıda keçi var. Burada Orman Bakanlığı’nın keçi düşmanlığı söz konusu. Ormanlar golf sahaları için yok ediliyor” dedi. (Urla/EVRENSEL)


Kanadı kırık kuş gibi


Urla eski pazaryerinde görüştüğümüz köylüler, kendilerinin Urla’ya bile sadece haftada bir alışveriş için indiklerini, bütün yaşamlarının dağlarda geçtiğini belirterek, sürülerinin ellerinden alınması durumunda şehre göç etmek zorunda kalacaklarını, ancak şehirde ‘kanadı kırık kuş’ misali yaşama imkanlarının olmayacağını belirttiler.


Tahir Kılkıl: Ben 75 yaşındayım. Biz kırk kişiyiz. Maaşımız yok. Neyle geçineceğiz? Yemin çuvalı ne kadar biliyor musunuz? Alın bizim malımızı köyümüzü de kaldırın. ‘Ormana girmeyin’ diyorlar, kendileri katliam yapıyorlar. Bize iş sahası açsınlar. Biz vergiden kaçmıyoruz. Bizden mera parası kesiliyor. 500 bin süt parası kesiliyor. Süt verirken vergimizi veriyoruz. Bende 10 nüfus var. ‘Ormana girmeyin’ diyorlar, kendileri basıyor tıraşlamayı. Çamı sıfıra vuruyorlar. Devlet kömür yaktırıyor.


Arif Öztürk: Sürülerimiz bizim ekmek teknemiz. Altı nüfusum var benim. Nasıl bir anda yok edilsin? Tarımla uğraşacak halimiz yok. Sığırı satsak yemciye borcu ödeyemeyiz. Daha önce benim vardı büyükbaş hayvan. Hayvanlarımı yemciye teslim ettim borç yüzünden.


Ormanı kendileri harap ediyor. 15-20 sene önce her köyde en az 15-20 kahya vardı. Şimdi 2-3 anca var. Kendi köyümüzde 6 kişiyiz. Daha önce 20’den fazlaydık, aynı ormanın içinde yaşıyorduk.


Özer Aslan: Biz dört erkek kardeş babamızın yanında bu sürüden geçimimizi sağlıyoruz. Sütü, gübresi var; koskoca bir sektör. 64 keçi üreticisi geçiniyor. Ama biz oğulları sayılmıyor. Biri sütünü alıyor, biri altını temizliyor. 25 kişi evin nüfusu bu keçiden ekmek bekliyor. Dağları kesiyorlar kendileri. Kaç tane site yaptılar. Dağlar olmazsa bizim işimiz bitti. Oğlak eti 7 milyon, dana eti 15 milyon. Tütün bitti, pamuk bitti, şekerpancarı bitti. Yağmur yağmıyor. Kuyularda su yok. Geçen yıl ormanlar kurudu. İnek besledik ama masrafını çıkaramadığımız için sattık. Büyük hayvancılar çıktı. Nasıl bakkalları bitirdiler, şimdi de çobanları bitiriyorlar.

Emine Uyar  basından  alıntıdır,

 

 

Kıl Keçisi Kesen İki Sevap Kazanır`

Bakan Eroğlu, "Kurban Bayramı`nda kıl keçisi kesenler, ormanları bu keçilerden kurtardıkları için de sevap kazanır." dedi. 

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, "Kurban Bayramı`nda kıl keçisi kesenler, ormanları bu keçilerden kurtardıkları için de sevap kazanır." dedi. Manisa İl Koordinasyon Kurulu toplantısına katılan Bakan Eroğlu, Belediye Başkanı Bülent Kar`a yaptığı ziyaret sırasında vatandaşların bayramda kıl keçisi kesmesini tavsiye etti. "Siz kurban olarak keçi mi alacaksınız?" sorusuna ise, "İsterdim ama bizim memlekette keçi yok. Bulursam alacağım." diye cevap verdi.


Çevre ve Orman Bakanı Eroğlu, Manisa gezisinde Başkan Kar`ı makamında ziyaret etti. Eroğlu, burada çöp depolama alanı, teleferik ve diğer projeler konusunda yardım ve destek sözü verdi. Valilikte basına kapalı yapılan İl Koordinasyon Kurulu toplantısını da değerlendiren Bakan Eroğlu, Manisalılara müjdeli haberler verdi. Eroğlu, Spil Millî Parkı`nın Manisa için ekoturizm veya millî park turizmine katkı sağlaması açısından güzel bir projeleri olduğunu belirterek, "Bunun ihalesi önümüzdeki yıl yapılacak. Bu arada Manisa Belediyemizin çok büyük projelerinden birisi de teleferiktir. Bunun çevre yapısına uygun ve estetik olmasını istiyoruz. Ayrıca taşkın koruma ve ağaçlandırma kampanya çerçevesinde yapılacak. Her ile de bir tabiat parkı yapmak amacıyla genelge hazırladık. 5 Haziran 2008 tarihinde burada da bir tabiat parkı hazır olacak. Dünya çapında bir kampanya başlattık ve Türkiye`de Trakya büyüklüğünde bir alanı ağaçlandırmış olacağız." şeklinde konuştu.


Turgutlu`daki nikel madeninin kapatılması ve çalışmalarının durdurulması için sivil toplum kuruluşları tarafından dilekçeler verilmesine ve konu hakkındaki çalışmalara da değinen Bakan Veysel Eroğlu, "Biz ilim adamıyız, her şeyi her yönüyle inceledikten sonra karar veririz. Dilekçe vermekle bu işler olmaz. Devletin prensipleri var. Akılla mantıkla hareket etmemiz lazım. Şunu ifade edeyim ki herhangi bir kişinin, herhangi bir grubun kararıyla bu iş ne iptal edilir ne de onaylanır. Çevreye zararı nedir, bertaraf edilebilir mi, sonra telafi edilir mi, Türkiye ve insanlarımız ne kazanacak, ne kaybedecek gibi sorular masaya yatırılır, sonra karar verilir." dedi.

MANİSA(CİHAN) alıntıdır.

 

Orman yangınları ve keçi düşmanlığı

Prof. Dr. İbrahim Ortaş

Yazın gelmesini çok severim, ancak orman yangınları çıkacak diye de hep endişelenirim. Bu yaz bir tarafta ülkenin yükselen sıcak gündemi, diğer taraftan artan küresel düzeydeki kuraklık ve sıcaklar ile birlikte çıkan orman yangınları da hepimizi üzmektedir.
Bir tarım bilimcisi ve ekoloji gönüllüsü olarak bu yangına duyarsız kalınmaması gerektiğini düşünüyorum.
2008 yılı içinde şu ana kadar 642 orman yangını meydan geldi ve bu yangınlardan 18 bin dekar orman alanı yanmıştır. Orman yangınlarının bir çok nedeni var. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi çoğunlukla yüzde 95 oranında insandan kaynaklandığı artık resmi ağızlardan duyurulmaktadır.

TEMA Vakfı orman yangınları ile mücadele için alınması gereken önlemleri şöyle sıralamaktadır
» Yangın Eylem Planı Hazırlanmalı,
» Bilinçlendirme Kampanyası Sürdürülmeli,
» Erken Uyarı Sistemi Geliştirilmeli,
» Erken Müdahale Yöntemleri Geliştirilmeli,
» Hava Söndürme Araç Sayısı Artırılmalı,
» Yanmayan Servi ve Akasya Gibi Ağaçların Dikimi de Önemli,
» Yangın Emniyet Yolları Açılmalı,
» Mesire Yerlerinin Yasaklanması Gündeme Gelmedir

Temelde insan faaliyetleri yanında, yanlış enerji hatlarının ormanlık alanlardan geçirilmesi de nedenler arasındadır. Şimdilik elektrik kablolarının geçirildiği alanlar temizleniyor. Doğrusu artık elektrik hatlarının yer altına taşınması bir çok yönden güven oluşturacaktır.
Orman yangın kuşaklarının oluşturulmaması, bunun için orman içinde belirli alanların oluşturulması ve yangının yayılmasının önlenmesi açısından önemlidir.

KEÇİLERİN YARARI

En önemlisi de orman diplerinin temizlenmemesidir. Orman diplerinin temizlenmemesi ve yapılan ihmaller yangınların hızla yayılmasına neden olmaktadır. Tabii bütün bunlar orman yönetimi açısından önemli stratejilerdir. Uzun zamandır yüksek yapılı bitkilerin kök biyolojisini çalıştığım için ağaca ve ormana ayrı bir ilgi duymaktayım. Tüm önlemlere rağmen doğanın kendi yöntemleri ve ekolojisine de dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle doğanın ve ekolojinin yasalarından biri de keçinin ekosistemdeki yeridir. Akdeniz bölgesinin orman yangınları bakımından diğer bölgelere göre daha az etkilendiği belirtilmektedir. Yangının nedenini tam olarak bilmiyoruz ancak Akdeniz bölgesinde meydana gelen yangınlar ile birlikte aklıma kıl keçilerinin varlığı gelir.
Orman yangınları söz konusu olduğunda konuyu bilen bilim insanları için hep akla keçiler gelir. Genelde keçiler orman için zararlıdır diye suçlu ilan edilir. Hatta bazıları için ormana zarar veriyor gerekçesiyle soyu tükensin diye fetva da verilmektedir. Ancak gerçeğin kendisi öyle değildir. Akdeniz maki bitki topluluğunun olduğu alanlarda belki daha eski olan tarihi kayıtlı bilgi ile MÖ 4000 yıllarından bu yana yaşadığını tahmin ettiğimiz Latincesi “Capra” İngilizceci “Ordinary Goat” olarak bilinen “kıl keçileri” doğanın bir parçası olarak varlıklarını günümüze kadar sürdüre gelmişlerdir. Bir yandan doğanın bir parçası olan keçilerin doğanın düşmanı ilan etmek doğanın diyalektiğine aykırıdır. Her türlü arazi koşullarına adapte olabilmesi ve manevra yeteneği yüksek olan kıl keçisi genelde düz ovada beslenmek yerine orman ve kayalık alanda beslenmeyi daha çok tercih etmektedir.

DOĞAYA SAYGI KEÇİYE SAYGI

Orman yangınları konusundaki en önemli yönetim, anlayışıma göre dip temizleme işlemidir. Bilindiği gibi keçinin otlandığı makilik Akdeniz ekosisteminde dip temizlemeden dolayı daha az yangın çıktığı da bilinen bir gerçektir.
Ülkemizde Akdeniz havzasında 100 milyon hektarlık alan kaplayan ve Akdeniz iklim tipinin ‘klimaks bitki örtüsü’ olan makiliklerin varlığını bugüne kadar taşımasında keçilerin varlığı da inkar edilemez. Keçinin hep maki bitki örtüsüne sahip ormanlar üzerinde baskı unsuru olduğu söylenir. Bu nedenle ormanların genç fidanlarını yok ettiği iddia edilir. Evet ormanların genç fidanlarına zarar verdiği doğrudur, ancak keçilerin olduğu ortamda ormanların varlığını günümüze kadar sürdürdüğü de bir başka geçektir. Ancak unutmamak gerekir ki orman yangınlarının neredeyse tamamına yakınının nedeni insan faktörü ve açılan alanların doğaya uygun olmayan baskı, yeni kesim, tarla açma ve kültür ormanı alanlarından kaynaklandığını belirtmek gerekir.

ORMANDA KEÇİ OTLATILMASI

Dünya bilim çevrelerinin önerdiği ve bizim orman bakanlığının da kabul ettiği “keçiler ormanların fahri dip temizleyicileri” ifadesi çok anlamlıdır. Keçilerin orman içinde yarattıkları seyreltme olayı ve açtıkları patika yollardan dolayı hem yangın çıkması ve yayılması engellenmiş olmakta hem de yangın çıkması olasılığında iç alanlara ulaşılmasında yarar sağlayan etkisi bulunmaktadır. Kemirgen ve selülozu yüksek bitkileri tercih eden keçiler makiliklerde bir tarafta dipte biriken otları temizlerken diğer taraftan ağaçları üst dallarını 1.5-2 m kadar tırmanarak besinlerini sağlarken doğal olarak ağaçları budayarak yangından korur. Keçinin olmaması durumunda diğer otlar gelişiyor ve yazın kuruyan otlar mercek etkisi yapan cam kırıkları nedeniyle yangına davetiye çıkarılmaktadır.
Özellikle makilikler arasında koridorlar açarak olası yangınları önlemeleri ormancılar tarafından benimsenmektedir. Keçilerin sürgünlerin olduğu dönemin dışında otlatılması bu konuda orman köylülerinin bilinçlendirilmesi ve ormanın sürdürülebilirliğinin sağlanması bakımından önemlidir. Özellikle vurgulanması gereken ‘kontrollü otlatma’ ve keçi yetiştiricilerinin bilinçlendirilmesi orman yangınlarının önlenmesi ve ormanların doğasına uygun korunması için yapılması yararlı bir işlemdir..

KEÇİ, EKOSİSTEM,YANGIN

Kaldı ki yangınlar çoğunlukla rantın yüksek olduğu müdahaleli alanlarda çıkıyor. Yeni veya yenilenen dikim alanları başta olmak üzere ekosistemin taşıyamayacağı ağaçlandırma alanlarında yangının çıktığını söylersek yanlış olmaz.
Maki bitki örtüsü kendi sürdürülebilirliği en yüksek olan bir bitki topluluğu olup yangın çıkması olasılığı daha az olan korumalı bir bitki örtüsüdür. Yarı kurak, uzun süren yaz sıcaklarının bulunduğu coğrafyalarda makinin kendini sürdürmesi başka türlü de açıklanamaz. Söz konusu alanlarda keçinin sistemden çekildiği durumlarda otsu türlerin çoğalması ile yangına hassas hale gelir ve alanların yangınla tahribatı artar. Nihayet bunun en açık örneği ülkemizin Akdeniz Bölgesinde Ege ve diğer bölgelere göre daha az yangın çıkmaktadır. Bu konuda ormancılar, toprak ve ekoloji bilimcilerinin ortak araştırma yapması çok yararlı olacaktır.

SORUN İNSAN KAYNAKLI

Son yıllarda doğal bitki örtüsüne ve binlerce yıllık adaptasyona rağmen bir üst Klimaks bitki örtüsünün sisteme alınması ile başlayan kültür ormancılığının toprak, besin ve su talebinin fazla olması nedeniyle hem başarılı olmamakta hem de yangına davetiye çıkarılmaktadır.
Bu bağlamda Orman Bakanlığına bağlı Ağaçlandırma Genel Müdürlüğünün konuyu yeniden dikkate alarak tek bitki yerine doğaya adapte olmuş bitki türleri zenginliğine dönmesi ve keçi ile maki bitki örtüsünün korunmalı duruma getirilmesi yararlı olacaktır. Bu bağlamda insanın doğaya müdahalesi durdurulmalıdır.
Doğayı kendi haline bırakırsan doğa daha başarılı bir denge içinde yaşamını sürdürecektir. Doğa günümüze kadar aslan ve kaplan gibi geviş getiren hayvanları yiyerek beslenen hayvanlarla dengeyi bozmadığı gibi ağaçların fidanlarını yiyen keçiler de tükenmedi. Doğa kendi dengesini kendisi kurmakta ve ihtiyacı kadarını tüketmektedir. Asıl sorunu gözü doymayan, bir anda binlercesini yok eden insanda aramak gerekir.
Doğanın yasalarının bilinmesi doğanın yönetilmesine büyük katkı sunulmasına yardımcı olacaktır. Bilmeden kulaktan dolma bilgiler ile yola çıkılması durumunda keçiler “günah keçisi” olurlar.
Orman Bakanlığının keçi sayısını azaltması değil tam terinse artırması, orman köylüsüne destek çıkması ve koruması önerilmedir. Doğal alanların kontrollü keçi otlatmasına açılması, bölge çiftçisi ve köylülerinin geçim kaynağı olabileceği gibi, sağlıklı süt ve beslenmesi için de yararlı olacaktır.
Keçiyi bilmeden düşman ilan etmeyelim, yararlı hayvanın hakkını verelim.
İnsan olarak tahrip ettiğimiz, yakıp yıktığımız doğamızın zararını keçiye yüklemekten vazgeçelim. Doğaya ve keçiye saygı, insana ve ormana saygıdan geçer. Keçi ile uğraşmaktan vaz geçelim insanımızı duyarlı ve bilinçli duruma getirecek süreçlere taşımanın yollarını arayalım.
Güzelim ülkemizin doğal kaynaklarını doğru tanıyalım, ekolojimizi iyi koruyalım, sürdürülebilirliğin ilkelerine değer verelim. Ülkemizin eğitimli insanlarının orman yangınları konusunda biraz daha duyarlı olması, çevresini başta sigara izmariti, şişe ve diğer mercek etkisi yaratacak materyalleri ormanlık alana atmamaları konusunda toplumun eğitilmesi ve uyarılması yararlı olacaktır. Hepimiz bu coğrafyanın her yönden yaşanılabilir olmasından sorumluyuz. Küçük çıkarlarımız için değil, güzel geleceğimiz için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirelim.


(*) Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, Adana
iortas@cu.edu.tr

 Kıl keçisine ormanda özgürlük isteği
Sarıkeçililer Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı Pervin Çoban Savran, kıl keçilerinin ormanlara zarar vermediğini ve ormana sokulmasının yasaklanmasının yörükleri zor durumda bıraktığını söyledi.
14 Ekim 2009 / 17:31ReklamSon yıllarda ormanlık alanlarda otlatmaya izin verilmemesi sonucu yetiştiricilerin ellerindeki kıl keçisini satmak zorunda kaldığını belirten Savran, hayvan otlatılmasından dolayı ödedikleri cezaları daha önceki yıllar dikkate almadıklarına vurgu yaparak, "Ancak, her yıl en az 40-50 bin liralık cezalar ödüyoruz. Bunun daha fazla olduğu yerler var. Bir de şöyle bir durum var: Cezalar 1'e 3, 3'e 5 katlanıyor" dedi.

Yörükler olarak ormanlarda gönüllü bekçiliği sürdürmek ve hayvancılığı devam ettirmek istediklerini kaydeden Savran, bilinenin aksine kıl keçisinin çam yemediği, yaprak yediği görüşlerine yer vererek, "Yağışlardan sonra bu yıl otlar çoğaldı. Keçi ormana sokulmayınca çıkan yangınlar büyüdü, genişledi. Keçinin ormandaki otları yemesi çok faydalı. Çam acıdır, o yüzden keçi yaprak yer. Yaprağı yediği ağaçlarda ise keçilerin girdiği bölgedeki tüm orman arazisi de gürleşir. Çünkü budama yapıyor keçiler.

Keçinin girmediği bölgelerde hastalıklar, kurtlanmalar olur. Ormancıların aslında düşündüğünün tam aksine bir durum söz konusudur" diye konuştu.

"BAŞBAKAN'A SORUNLARIMIZI ANLATTIK"
Bu konudaki taleplerini devletin en üst makamlarına ilettiklerini belirten Savran, kıl keçisi konusunda son yıllarda baskıların arttığını söyledi. Başbakan Tayyip Erdoğan'a da bir vesile ile bu sıkıntılarını aktarmayı başardıklarını ileri süren Savran, "Ben koskoca bir tarihin, yüzyılları bugüne taşıyan, hala yaşayan ve ayakta olan, var olan bir kültür adına konuşmak istediğimi kendisine ifade ettim. Ormanlarda yaşıyoruz ve geçim kaynağımız kıl keçisi dedim. Son yıllarda kıl keçisi konusunda yasakların
arttığını anlattım. Başbakanımız da 'Bir problem olduğu zaman beni bulacaksınız. Gereğini yapacağız' dedi" iddiasında bulundu. Savran, "Başbakanımızın bu bakış açısını öğrendikten sonra, aradaki kurum ve kuruluşların, idareci olmaya çalışan insanların bizi gerektiği gibi anlamadığını anladık. Ben istiyorum ki, Orman Genel Müdürlüğümüz bize bir heyet göndersin, bizim ormana zarar verip vermediğimizi tespit etsinler" şeklinde konuştu.

"KEÇİ AZALINCA, FİYATLARI DA ARTTI"
Yörükler için keçinin çok değerli olduğunu da vurgulayan Savran, kıl keçisi ile ilgili yaşanan sıkıntıların artmasından sonra fiyatlarının da yükselmeye başladığına dikkat çekti. Ormanlarda keçi otlatmanın yasaklanmasının ardından keçi fiyatlarında yüzde 50'nin üzerinde bir artış olduğunu dile getiren Savran, "Köylüler bile yazılan cezaların artmasının ardından korkudan ellerindeki keçileri kilosu 2 liradan, hatta karnındaki kuzu ile birlikte satmak zorunda kaldı. Elde keçi kalmadı. Şimdi ise keçiler elden çıkarılınca fiyatları ikiye katladı. Geçtiğimiz günlerde Türkiye'deki keçi sayısını Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciler Birliği'nden öğrendik. Şu anda 6 bin keçi kalmış ülkemizde. Bunun 4 bine yakınının Sarıkeçililer'de olduğunu tahmin ediyoruz. Bu arada, bu yıl keçi fiyatlarının yükselmesi sonucu bizden damızlık isteyenlere rastladık.
Denizli'den, doğu bölgelerinden talepler almaya başladık" dedi.

memleket.com.tr sitesinden alıntıdır.

 

 


Keçi Kılı Alımı


Merhabalar Biz sağlık alanında 16 yıldır faaliyet gösteren bir şirketiz.Faaliyet alanımızı biraz genişletip bu sene farklı bir alanda üretim yapmaya karar verdik. Yeni bir iç cephe kaplama malzemesinın üretimine başladık. Keçi kelimesi bana her yönüyle en sağlıklı hayvansal ürünleri çağrıştırır ve mümkün olduğu kadar etinden ve sütünden yararlamaya çalıştığımız bu güzide hayvanın kıllarını da duvar kaplama malzememin içinde belli oranlarda kullanmaya karar verdim.  Beni keçi kılının kilosunu hangi fiyatlardan alabileceğim konusunda bilgilendirirseniz sevinirim. İstediğim ağırlıklı beyaz keçi kılı kahve ve siyahı daha az oranda kullanacağım. Kolay gelsin...
 
SDS Ltd Şti - Ankara
Meral Özdemir
505 397 41 70
 

 Yusuf Yavuz

 Türkiye hızla ve çarpık biçimde kentleşiyor. Kırsaldaki yaşam döngüsü son on yılda tuzla buz olmaya başladı. Anadolu’nun kadim köklerinden beslenerek son bin yılda ürettiği kültürel doku da bu hengamede eriyip gidiyor. Kırsaldaki sosyal ve kültürel dokuyu besleyen en önemli araçlardan biri sayıları milyonları bulan keçilerdi. Ancak Türkiye son on yıldır akıllara zarar bir keçi tartışmasının içine girerek adeta ‘keçileri kaçırmaya’ başladı. Sonunda kısman de olsa keçilerin iddia edildiği gibi ‘günahkâr’ olmadıkları anlaşıldı ama iş işten çoktan geçmişti. Çünkü bu süreçte devlet eliyle adeta ‘soykırımdan’ geçirilen kıl keçilerinin sayısı hızla erimiş ve keçi yetiştiriciliğiyle yaşamını sürdüren kırsaldaki nüfusun büyük kısmı kente göç etmek zorunda kalmıştı. 2011 Şubat’ında meclis'te kabul edilen Torba Yasa ile yaklaşık 40 yıldır ormanlık alanlara girişi yasaklı olan keçilere ‘denetimli serbestilik’ getirildi. Ancak bu düzenleme bakanlığın keçilere bakış açısını pek de değiştirmedi. 

 

 Ormanlar keçilere yasak, iş makinelerine serbest

 Geçtiğimiz hafta Isparta Sütçüler’e bağlı Belence köyünde konuştuğumuz bir keçi çobanı, orman idaresinin bütün bölgeyi tel örgüyle çevirdiğini ve keçilerini bu yüzden satmak zorunda kaldığını söylüyor. Bölgedeki köylerin hemen hepsinde durum aynı. Öyle ki tel örgüler kimi köylerde evlere kadar dayanmış durumda. Bakanlığın verdiği kredileri sorduğumuzda ise, ‘kredileri yandaşlar, zenginler alıyor’ yanıtını alıyoruz. Kısacası keçi üreticileri yasal düzenlemelere rağmen hala tel örgülerin arkasına hapsedilmiş durumda. Keçi üreticisi köylülerin sokulmadığı ‘insansız’ ve ‘keçisiz’ kalan ormanlık alanlar, taş ocakları ve HES firmalarına kalmış. Kamu yararı gerekçesiyle HES şirketlerine ‘bedelsiz’ olarak tahsis edilen ormanlık alanları binlerce yıldır bekleyen köylüler çaresiz. 

 

 Keçi, erozyon ve turizm nasıl buluştu?

 Peki ne oldu da Türkiye en önemli üretim araçlarından biri olan keçilere sırtını döndü. Önce 2005 yılında Adana’da yapılan bir sempozyuma uzanalım. Adı gibi içeriği de tuhaf olan, “Uluslararası Orman, Keçi, Erozyon ve Turizm Sempozyumu”  başlıklı etkinlikte, kıl keçisinin Anadolu coğrafyasından silinmesi için başlatılan savaşın kılıçları çekilir ve kıl keçisi adeta lanetlenerek ormanlar için ‘yangından daha zararlı’ olduğu hükmüne varılır. 

 

 Aytaç Durak’ın keçi düşmanlığı

 Ardından da Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’ın keçileri düşman ilan eden açıklamaları gelir. Sosyokültürel dokusunu ve üretim ilişkilerinin ağırlıklı olarak keçiye borçlu olan Adana bölgesindeki bu ardı ardına çıkışlar dikkat çekicidir. Durak, 2008 yılında tartışmalara neden olan ‘keçi’ açıklamasında özetle şunları söyleyecektir: ''Avrupa kıl keçisini ormanlardan çıkararak yerine, verimi daha yüksek olan ormanlar için zararı da olmayan saanen keçilerini ikame etti. Türkiye'nin de bu konuda mutlak suretle ilerleme sağlaması gerek. Orman Bakanlığımız bir yandan ağaçlandırmayla meşgul, büyük emekler sarf ediyor, tel örgüyle tohum atılan yerleri, fide ekilen yerleri çeviriyor, ama kıl keçisi sürüsü bir defa ekili alana girerse tamamını yok ediyor. Kurban Bayramı bu sayıyı azaltmak için en iyi fırsat. Vatandaşlarımız kurbanlıklarını alırken öncelikli tercihlerini keçilerden yana kullansınlar. Kıl keçisi varlığının azalmasının ormanlar için faydasının yanında kırmızı et olarak da dünyanın en kaliteli, en iyi eti. Bu bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. O bakımdan kurban kesiminde halkımız keçiye öncelik verirse, iki taraf için de yararı olur.'' 

 

 Yılmaztürk’ün ezberleri bozan ‘kıl keçisi’ raporu

 Türkiye’nin keçi varlığının ‘kurban edilerek’ yok edilmesini salık veren Durak’ın çıkışları tartışma yaratsa da yeterince karşı çıkış olmadı. Ancak Türkiye’nin Durak ve onun gibi düşünen ‘ormancılara’ karşı keçilerin hakkını teslim eden uzmanları da vardı. Bu uzmanlardan biri olan Orman Mühendisi Adnan Yılmaztürk, 2008 Temmuz’unda bu yanlıştan dönülmesi için kapsamlı bir ‘Kıl Keçisi Raporu’ hazırlar. 

Yılmaztürk’ün iki uzman arkadaşıyla birlikte hazırladığı rapor, Türkiye’nin aslında kıl keçisini ne kadar yanlış tanıdığını ve önyargılı baktığını ortaya koyuyordu. Başbakan Erdoğan’a da ulaştırılan rapora göre kıl keçisi bu topraklara tanrı tarafından verilmiş bir lütuftu.

  

 ‘Dağdaki çobana soran yok’

 Adnan Yılmaztürk, raporunun girişinde keçi tartışmalarına ilişkin çarpıcı bir tespitte bulunuyor: “Bu tartışmalara katılan kişiler, yeri geldiğinde akademisyen, yeri geldiğinde politikacı olabiliyor ama ‘dağdaki çoban’ denilen kişi olamıyor. Kendisini çok yakından ilgilendiren bir konuda dağdaki çoban sessiz ve suskun. Oysa dağdaki çoban hepimizden çok şey biliyor. Siz, o zor yaşam koşulları altında hayatınızı sürdüremezsiniz.  Ama o sürdürebiliyor. Çünkü dağdaki çobanın yaşamsal deneyimi hepimizden çoktur ve yüzyıllardır yoğrulup gelen bilgi birikimi ondadır. O çobandan öğreneceğimiz çok şey vardır. Ama hangimiz onu dinliyoruz, bu yapılan tartışmalarda onun bilgisine başvuruyoruz ya da ondan bilgi alıyoruz? Hiçbirimiz. Peşin olarak kabullenmiş bir hükümle ‘keçi ormana zararlıdır’, ‘keçi ormandan çıkarılmalıdır’ ve ‘keçi yok edilmelidir’ diyoruz.”

  

 Keçi, yörükler için kültürel simge

 Raporunda kıl keçisinin Türkiye’de en yaygın yetiştirilen tür olduğunun altını çizen Yılmaztürk, üretimin en yaygın olarak Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yapıldığını belirtiyor.  Bu yörelerde yaşayan Yörüklerin, yüz yıllardır bölgenin yukarı havzalarında geleneksel olarak kıl keçisi yetiştirdiğini vurgulayan Yılmaztürk, kıl keçisinin Yörükler için kültürel bir simge olduğunu belirttiği raporunda, “bugün ülkemizin bazı yöreleri kıl keçisi üretim sistemi ile ön plana çıkmıştır. Bu yörelerde başka bir üretimin yapılabilmesi mümkün değildir. İşte size Isparta’dan örnekler; Dağraz Dağı ve Kapıcak Dağı. İşte size Denizli’den, Kale-Tavas ve Eskere İlçelerinde bulunan makilik alanlar. İşte size İzmir’ den Çeşme-Karaburun Yarımadası. İşte size Muğla’dan; Teke Yarımadası, Marmaris-Bozburun Yarımadası. İşte size Manisa’dan Yuntdağı Bölgesi, Demirci İlçesi. Kütahya’dan Murat Dağı. Daha da çok sayılabilir. Çünkü Antalya, Mersin, Adana ve Kahramanmaraş’ı burada saymadık. Bu alanlar hep kıl yetiştiriciliğinin yapıldığı alanlardır” bilgisini veriyor. 

 

 Üretici örgütlü değil

 Türkiye’de uygulanan ormancılık politikalarının, kıl keçisi yetiştiriciliğin ormanlara zarar verdiği düşüncesiyle azaltılmasını, hatta ortadan kaldırılmasını hedeflediğini savunan Yılmaztürk,  Türkiye’de son 30 yıl içerisinde kıl keçisi sayısının yüzde 58 oranında azaldığını belirtiyor. Kıl keçisi yetiştiriciliği önemli bir ekonomik faaliyet olduğunu ancak üretim sisteminin ilkel ve yetersiz kaldığını vurgulayan Yılmaztürk’e göre birçok yörede örgütlü üretimin yapılamaması et ve süt verimini düşürüyor. Yılmaztürk’e göre, üreticilerin yüzde yetmişinin örgütlü olamamalarına bir neden de birliğe üye olmanın ön koşullarından birisinin de sahip olunan kıl keçisi miktarının bildirilmesi. Çünkü üreticiler kıl keçisi sayılarının resmi kurum ve kuruluşlar tarafından bilinmesi halinde kendilerine zarar verileceğine ilişkin endişeler taşıyorlar. 

 

 Ağaçlandırmaya elverişli olmayan alanlar üreticiye açılsın

 Raporunda, Orman Genel Müdürlüğü’nün, Kermes ve Boz Pırnal Meşesi ile ağaçlandırmaya elverişli olamayan orman alanlarını, kıl keçisi yetiştiren köylülerin kullanmasına izin vermesi gerektiğinin altını çizen Yılmaztürk, keçi yetiştiricilerine, kendilerine zarar verilmeyeceği yönünde güvence verilmesi gerektiğini belirtiyor: “Kıl keçisi yetiştiricilerinin diğer meslek örgütlerinde olduğu gibi  ‘Koyun ve Keçi Yetiştiriciliği Birliği’ üye olması sağlanmalıdır.  Böylece, orman idaresinin muhatabı tek tek keçi yetiştiren kişiler değil, keçi yetiştiricileri birliğinin kurumsal temsilcisi olacaktır.” 

 

 Isparta’nın kıl keçisi yüzde 70 azaltılacak

 Bakanlığın eylem planına göre bu çalışmanın yapıldığı il olan Isparta’daki mevcut kıl keçisi sayısının 161 bin olduğunu belirten Yılmaztürk, beş yıllık uygulama sonucunda bu sayının yüzde 70 oranında azaltılarak 49 bin’e düşürüleceğini vurguladığı raporunda, bu planın kıl keçisi yetiştiren kişilerin görüşleri alınmadan hazırlandığını öne sürüyor: “Orman kaynakları ile kıl keçi yetiştiriciliği arasındaki ilişkilerin çözülmesinde insan unsuru dışlanmıştır. Oysa kıl keçisinin ormanda otlatılmasına karşı alınacak önlemler teknik olduğu kadar, sosyoekonomik içeriklidir. 

 

 Devletin parası gereksiz yere harcandı

 Hayvancılık en az ormancılık sektörü kadar önemli ülkemiz için vazgeçilmez bir sektördür. Makilik alanlar ve Kermes meşesinin bulunduğu alanlar keçi otlatması açısından önemli alanlardır. Bu alanların Türk ekonomisine katkısı endüstriyel orman alanlarından daha fazladır. Bu alanların makine ile sökerek normal bir alana oranla 2-3 kat daha fazla para harcayarak çam-sedir dikilmesi isabetli bir çalışma değildir. Yapılan arazi incelemelerinde maki ve kermes meşesinin sökülerek yapılan ağaçlandırma çalışmalarında ileriki yıllarda, (20-30 yıl sonra) maki ve kermes meşesinin büyüme enerjisinin güçlü olması ve kök mücadelesi sonucu sahaya tekrar hâkim olduğu gözlenmiştir. Buralara dikilen çam ve sedir ağaçları sağlıklı bir orman ve kapalılık oluşturamamıştır. Bu yanlışla devletin parası gereksiz yere harcanmış ve yöre hayvancılığı bu sahaların otlatmaya kapatılması sonucu yok edilmiştir.”

  

 Türkiye’deki kermes meşesinin genel yayılışı alanları da tarım ve ormancılığın endüstriyel ağaç türlerinin yetişmekte zorluk çektiği alanlarda kaldığını anımsatan Yılmaztürk, raporunda,  özellikle tarım arazisiyle çevrili aynı zamanda yangına dayanıklı olan kermes meşesi sahalarının sökülerek yangına çok hassas türler olan çam ve sedirle yapılan ağaçlandırmaların ileriki yaşlarda özellikle sıklık çağında ekin anızından kaçan orman yangınları sonucu yanarak büyük hasar gördüğünün altını çiziyor. 

 

 İşte kıl keçisi raporundan önemli satır başları

 -Özellikle saf çam ormanları biyolojik çeşitlilik açısından fakir ormanlardır. Orman varlığında önemli yer tutan yaban hayatının varlığını sürdürmek için maki ve kermes meşesi sahaları çok önemli alanlardır. Bu türler otlatmaya dayanıklı türler olup otlatma taşıma kapasitesi de çok yüksektir. Bu alanlar yaban hayvanların yem deposudur. Özellikle kermes meşesi sahaları toprak koruma açısından kuvvetli kök yapısı nedeniyle çok önemlidir.

  

 Keçiler orman yangınlarını önlüyor!

 -Orman yangınlarının önlenmesinde kıl keçilerinin önemli fonksiyonları bulunmaktadır. Orman yangınlarını küçük alanlar içinde tutmak ve yayılmasını önlemek amacıyla her yıl, binlerce kilometre yangın emniyet şeridi ve yolu tesis edilmektedir. Keçilerin açtıkları patikalar, doğal yangın emniyet yolu ve patikası görevi yapar. İnsanoğlu, için bu patikaları açmak ve tesis etmek pahalı ve zordur. Keçiler bunu yaparak, çıkan yangınların önlenmesine katkıda bulunur.

  

 ABD yangınla mücadelede keçileri kullanıyor

 -Keçiler yetişkin ağaçların bulunduğu bir alanda otlatılırlarsa, ormana zarar değil yarar getirir. Çünkü yetişkin ağaçların çevresindeki bütün bitki örtüsünü temizlerler. Böylece yangının yayılma riskini artıran unsurlar ortadan kaldırılır. Bir yangın çıktığında alevler, zemindeki arazide bitki kalıntısı kalmadığı için yayılamaz. Böylece, yetişkin ağaçların bulunduğu sahadaki yangın yayılma olanağı bulamaz. Nitekim Amerika Birleşik Devletleri, orman yangınlarıyla mücadelede keçileri etkin bir şekilde kullanmaktadır. ABD 'de keçiler yetişkin ağaçların bulunduğu ormanlık alanlara bilinçli olarak otlatılmaktadır.

  

 Keçi giderse kene gelir

 -Ülkemizde kene tarafından ısırılan insanların ölümüne şahit olunmaktadır. Kenenin, bu kadar yaygın olmasının nedenleri arasında kırsal yöredeki hayvan sayısının az olması ya da azaltılmaya çalışılmasıdır. Kenenin en büyük düşmanı kuşlar ve açık alanda gezinerek beslenen kümes hayvanlarıdır. Normal olarak kene insanlara saldırmaz ve ısırmaz. Ama konukçu olarak beslenemeyeceği hayvan bulamadığı zaman insana saldırmaktadır.

  

 Anne sütüne en yakın süt, keçi sütü

 -Keçinin hiçbir evcil hayvanın ulaşamayacağı ve otlayamayacağı bitki türlerini yiyerek ana sütüne en yakın kalitede süt ve et üretebilen tek evcil hayvandır. Keçi, otlama yoluyla bileşeni olduğu ekosistemler üzerinde etkili olmakta ve tür zenginliğini olumlu yönde etkileyerek biyolojik çeşitliliğe katkı yapmaktadır. 

 

 Türkiye’de azaltılıyor, dünyada yüzde 60 artıyor!

 -Son yirmi yılda, Türkiye keçi sayısında önemli düzeylerde azalma gözlemlenmektedir. Hayvan sayısında azalma, birim verimlilik artışı konusundaki etkinliklerinin de başarılı olmaması nedeniyle toplam et, süt ve deri üretimimizde önemli gerilemeler yaratmıştır. Dünyada ise Türkiye’nin tam aksine bir süreç işlemekte olup, dünyadaki keçi sayısı yüzde 60 artmıştır. Günümüzde Amerika ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde et ve inek sütü üretimi oldukça fazla olmasına rağmen keçi yetiştirmek için özel çiftlikler kurulmaktadır. Bu çiftliklerden elde edilen sütler oldukça yüksek fiyatlarla satılmaktadır.

  

 Keçi, 3 milyon kişiye iş sağlıyor

 -Keçi yetiştiriciliği ağırlıklı olarak ormanlık ve dağlık alanlardaki işletmelerde yapılmaktadır. Çünkü doğal koşullar nedeniyle bu alanlarda diğer hayvancılık faaliyetleri yapılamamakta veya çok düşük düzeylerde yapılmaktadır. Türkiye’de yaklaşık 500 bin adet işletmede keçi yetiştiriciliği yapılmakta ve bu üretim kolu yaklaşık 3 milyon kişinin gelirine katkıda bulunmaktadır.

  

 Adaptasyon ve direnç sembolü

 -Keçiler kötü çevre şartlarında kolaylıkla yetiştirilebilmektedirler. Diğer çiftlik hayvanları tarafından değerlendirilemeyen dağlık bölge meralarını değerlendirebilirler. Diğer çiftlik hayvanları tarafından değerlendirilemeyen kaba yemleri değerlendirebilirler. Et, süt, kıl, tiftik, deri, post, barsak, gübre gibi çeşitli amaçlarla kullanılabilen çok sayıda ürüne sahiptirler. Bitkisel üretim yapılacak arazisi bulunmayan orman içi ve kenarı yerleşim birimlerinin en önemli ve tek geçim kaynağıdır. Büyükşehir kenarı ve yakınında yaşayan düşük gelirli yetiştiricilerin süt ve et gereksinmesinin karşılanmasını sağlar. Yetiştiricinin her an kolaylıkla paraya dönüştürebileceği hayvanlardır. Basit ve ucuz maliyetli barınaklarda yetiştirilebilirler. Adaptasyon ve hastalıklara direnç yetenekleri yüksektir.

  

 Küresel ısınmaya karşı kıl keçisi

 -Önümüzdeki yıllarda küresel ısınma ve kuraklık, insanoğluna birçok olumsuzluklar getirecektir. Konya Ovasına bakınız, çöl görünümüne almaya başladı. Küresel ısınma ve kuraklık bazı bitki ve hayvan türlerinin yok olmasına neden olacaktır. Kuraklığa dayanaklı türler ise ayakta kalabilecektir. Kıl keçisi, kuraklığa ve susuzluğa dayanaklı bir hayvan olup, yine kuraklığa ve susuzluğa dayanaklı odunsu bitki türleriyle beslenmektedir.

  

 Ormancılığın keçi politikası ‘ortadan kaldırma’ üzerine

 -Ormanlardan faydalanmak sadece endüstriyel odun elde etmek değildir. Ormanlık alanlardan ülke ekonomisine ekolojik dengeler içinde fayda sağlayan her türlü faydalanma şeklini planlı ve sürdürülebilir bir şekilde yapılması sağlanmalıdır. Ormancılık keçi hayvancılığını hiçbir araştırma yapmadan ortadan kaldırmak bir politika haline getirmiştir.

  

 Çobanın hakkı madencilere

 -Hayvancılık sektörü en az ormancılık sektörü kadar bu ülke için gereklidir. Ülkemizdeki insanlar temel besin değeri olan eti yeterli alamamakta ve sağlıklı nesiller yetişememektedir. Keçi hayvancılığı ülkemizin en fakir kesimi olan orman köylüleri tarafından yapıldığı için bu kesim bu yanlış politikaya seslerini çıkaramamaktadır. Takdir edilir ki maden ve taş ocaklarının, ormanlara ve doğal ekosisteme daha fazla zarar verdiği aşikârdır. Fakat madenciler nüfuzlu oldukları için maden kanunu ile hakları korunmaktadır.

  

 Türkiye, keçilerini yok etmekle meşgul

 -Keçi bir orman ürünüdür nasıl yaylaların yüzde 64’ünün erozyona açık ve yüzde 70-80’ninin bozuk ve verimsiz olmasının sebebi kontrolsüz koyun otlatmasıdır. Yaylaları iyileştirmek için koyunları ortadan kaldırmak ne kadar mantıkla bağdaşmaz ise ormancılık içinde keçiyi ortadan kaldırmak o kadar isabetsiz bir anlayıştır. Bugün dünyada en çok tüketilen et keçi eti ve hatırlanması gereken bir diğer önemli nokta, keçinin koyun ve inek gibi hayvanlara oranla çok daha zor şartlarda ve susuz alanlarda yaşabiliyor olmasıdır. Küresel ısınmadan en çok etkilenecek ülkelerden biri olan Türkiye ise keçilerini yok etmekle meşgul. 

 

 Ülke için zorunluluk

 -Ormanlarımız yenilebilen bir doğal kaynağımız olarak sürdürülebilir kullanım mantığı ile çok yönlü faydalanma esas alınarak planlanmalıdır ve işletilmelidir. Ülke ekonomisi, nüfus artışı sağlıklı beslenme göz önüne alınarak otlatma fonksiyonu da göz önünde tutularak planlı otlatmaya açılmalıdır. Ülkemizde yapılan başıboş ve plansız keçi hayvancılığını zaman- mekân ve taşıma kapasitesi düzenlemesi yaparak sürdürülebilir hale getirmek ülke ekonomisi ve yöre insanı için bir zorunluluktur.

  

 Orman Genel Müğdürlüğü’nün kıl keçisine bakış açısı değişmeli

 -Orman Genel Müdürlüğü, kıl keçisi ve yetiştiricilerine yönelik bakış açılarını değiştirmelidir. Çünkü. keçi eylem planında önerilen hiçbir hayvan türü, kıl keçisinin alternatifi değildir ve kıl keçisinin yaşadığı ekosisteme uyum sağlayamaz.

 alıntıdır

 



Anahtar Kelimeler: Keçi, Orman, Yasak, Yangın




 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Reklam

Kıl Keçisi Kılı ve Kıl Keçisi Kaşmiri Satın Alınaçaktır.

Servet Madran  tel. 0530 5105212

Servet Madran 

 

 Reklam

Keçi Kılı Alımı Yapmaktayız

Örgün Tekstil

Mehmet Örekşele

0532 2305212  -- 0212 5770367 İstanbul

------------------------------------------------------------------------

 

 alıntıdır.Teşekkürler.

fusel_

 

06-11-2009, 18:49
bu sene hayvan sayısının az olması ve iran dan bu sene kaçak hayvan gelmemesi çünkü iran dada hayvan sayısının az olması yüzünden fiyatların yüksek olacağı söyleniyor.

--------------------------------------------------------------------------------

BORA YAŞAR06-11-2009, 19:57
Çok hoş bir konu başlığı olmuş..

Hemen katkıda bulunalım..

Efendim;

Malum. Tüm konikal sistemlerde, kurbanlıklar en altta yer alırlar.

Örneğin insanın, insanlığın sözkonusu olduğu sistemlerde en altta köleler ya da emeği ile sürünenler yer alır.

Kapitalist sistemde en alt kastta yer alan emekçiler, malum sistemin onlar için uygun gördüğü ve karşılığı asgari ücreti olan işi bulduklarında bayram ederler.

Çünki kendi sınıflarından o kadar insan aç, bilaç boşta gezmektedirler ki sistem kendi savunmasına adına "rekabet" denilen bilimsel bir kılıf dahi bulmaktadır.

Patronlar ise, nedense her bayram öncesi çok yüksek bulunan kurbanlık fiyatları gibi, asgari ücreti daima yüksek bulurlar

Ne kadar insanca değil mi?

Ama diyeceksiniz ki konumuz kurbanlık koyunlardı..

Haklısınız.

Yine saptırdım konuyu her zamanki siyasallaştırma güdümle.

Fakat ne beis var sevgili dostlar.

Ha az gelişmiş bir ülkede kapitalist sistemde işçiler, ha bayramda koyunlar.

İkisi de bu uysallıkta gittikçe, kurban ve işçi fiyatlarını parasal olarak tartışırız ancak. Ve bugünler iyi günlerdir.. Bunlar bir de uyanırsa, korkarım pahalı olarak nitelediğimiz bu fiyatları daha çok ararız.

--------------------------------------------------------------------------------

fusel_06-11-2009, 22:05
İzmir Perakendeci Kasaplar Odası ve İzmir Besiciler Derneği Başkanı Aydın Mestanlı, Türkiye'den bazı komşu ülkelere büyük miktarda küçük baş hayvan ihracatı yapıldığını, iç piyasadaki hayvan sayısının azalmasıyla fiyatların yükselişe geçtiğini dile getirdi.

Mestanlı, 'Türkiye'deki küçükbaş hayvan varlığının yüzde 40'lara gerilemesi, özellikle damızlık koyun sayısında büyük azalma olması, bilinçsiz hayvancılık politikasının yürütülmesi ve güney komşularımıza resmi ve gayri resmi giden küçükbaş hayvanlarımızın sayısındaki artış gibi nedenler fiyatları rekor seviyede artırdı' diye konuştu.

Geçen sene kilosu 5-6 lira arasında satılan canlı kurbanlıkların toptan fiyatının, bu sene şu anki fiyatların devam etmesi durumunda 12 lirayı bulacağını ifade eden Mestanlı, 'Kasaplar et bulmakta zorlanıyor' dedi.

Mestanlı, geçen yıl 250-300 lira arasında olan kurbanlık koyun fiyatlarının, bu yıl 500-600 lira arasında olmasının beklendiğini belirterek, 'Şu an küçükbaş hayvanların kilosunun toptan satış fiyatı 9,5 lira. Son tüketiciye gelene kadar bu fiyat artıyor tabii. Biz de bu artıştan memnun değiliz. Bize bu artış zarar veriyor' şeklinde konuştu.

Bu sene kurban kesenlerin sayısında en az yüzde 40 azalma olacağını tahmin ettiklerini kaydeden Mestanlı, 'Zaten piyasada kurbanlık küçükbaş hayvan sayısı yüzde 50 düşecek' dedi.

'VATANDAŞ BÜYÜKBAŞA YÖNELECEK'

Aydın Mestanlı, küçükbaşlardaki kadar olmasa da büyükbaş kurbanlıklarda da fiyat artışı yaşanacağını belirterek, 'Geçen sene kilosu 9-9,5 liraya kesilen büyükbaş hayvanların bu sene kilosu 13-14 lira arasında olacak. Kurban kesecek insanlarımız bu yıl daha çok büyükbaşa yönelmek zorunda kalacak. Küçükbaş sayımız Türkiye genelinde bir seneden beri kırmızı alarm veriyor. Ama bu alarmı gören yok' diye konuştu.

Hipermarketlerin kurbanlık satışını eleştiren Mestanlı, kredi kartıyla taksitle yapılan kurbanlık alışverişinin hesaplı olmadığını söyledi.

Mestanlı, bunun nedenini şu sözlerle açıkladı:

'Serbest piyasada köylünün getirdiği maldan alanın en az 70-80 lira karı olur. Ama vatandaş hipermarketlerde 6-8 taksit yapılıyor diye buna mecbur kalıyor. Fiyatı fazla da olsa, veresiye gibi taksitle almayı tercih edebiliyor. Ama aslında daha pahalıya geliyor. Çünkü oralarda hayvan kiloya girerken tok oluyor, su içmiş oluyor, hayvan ağır gelsin diye sıkılaştırılmış yemler veriliyor. Tüketici yanılmış oluyor ve bunu vatandaşın dışarıdan görmesi mümkün değil. Böylece vatandaş 7-8 kilo için fazladan para ödemiş oluyor. Ayrıca köylüden aldığında KDV'si yok, orada bir de bunu ödüyor. Bu uygulama hayvan yetiştiricilerine zarar veriyor.'

--------------------------------------------------------------------------------

BARRON06-11-2009, 22:40
bu sene hayvan sayısının az olması ve iran dan bu sene kaçak hayvan gelmemesi çünkü iran dada hayvan sayısının az olması yüzünden fiyatların yüksek olacağı söyleniyor.

söylenti eyleme geçmiş durumda, ankarada.....

--------------------------------------------------------------------------------

Serenler07-11-2009, 07:09
2 gündür buraya bir cevap yazmak istiyordum. Ki mutlaka yazmak da gerekli.
Çünkü konu önemli. Yazılması gereken doğrular var. İşin içinde iş var.
Yazmak gerek de öylesine çalakalem yazmak da olmuyor. İşlerimin yoğunluğu nedeniyle zaman ayırıp yorum yazamadım.
Yazılacak çok şey var ama yazabileceklerimi kısa başlıklar halinde sıralayayım:

- Uygulanan politikalar malesef hayvancılığı bitirme noktasına getirmiştir.
- Örneğin süt fiyatlarını ele alalım:
Süt fiyatları yılllarca artmak şöyle dursun gerilemiştir. Öyle ki hayvan yetiştiricileri bırakın kazanmayı kar etmeyi sattığı sütle ineğe yedirdiği yemin parasını dahi karşılayamamıştır.
Önceki yıllarda süt üreticiden 60-65 kuruşa alınırken devletin üreticiye verdiği 5 kuruşlık desteğe süt alıcısı firmalar hemen göz dikmişler ve süt alım fiyatını anında 5 kuruş aşağı çekerek bu parayı da ceplerine atmak uyanıklığını göstermişlerdir. Tabii aynı zamanda süt fiyatlarını sistemli olarak 40 kuruşa kadar indirmek gibi bir acımasızlığı da sergilemekten geri kalmamişlardır.
Bunun anlamı nedir bilir misiniz?
Hepinizin susadığınızda köşedeki büfeden alıverdiğiniz yarım litre suyun fiyatı 50 kuruştur. Bu detay gözünüzden kaçar.
1 litre su 1 lira, 1 litre süt 40 kuruş.
Peki 1 litre su nasıl üretilir, 1 litre süt nasıl üretilir.
Bu ne yaman bir çelişkidir? Cevabını verebilecek olan var mıdır?
Aranızda hiç hayvancılıkla uğraşan var mıdır?
Hiç ahırda bulundunuz mu? Ahır temizlediniz mi? Peki ahır temizledikten sonra banyo yapsanız bile toplum içine çıktınız mı? İnsanlar size tiksinerek bakıp horladılar mı? O anda neler hissetiniz?
Şu anda durum nedir diye bir üreticiyi telefonla aradım durumun gene aynı şekilde devam ettiğini öğrendim.
Ama bir farkla;
Hayvan üreticilerinin mecali kesilmiş, çoğu çiftçi ve üretici burada ölesiye çalıştığı halde alınterinin karşılığını almamış, hayvanlarını geçen yıllarda yok fiyatına mezabahalarda kestirmiş. yatağını yorganını sırtlayıp iş bulabilmek ve geçinebilmek uğruna şehirlerdeki varoşlardaki kalabalıklara karışmıştır.
Ortada hayvan varlığı kalmadığı için arz talep dengesine göre et fiyatları fırlamıştır.
400 ton gün kapasiteli süt fabrikaları günde ancak 30-40 ton süt bulabilir hale gelmişlerdir.
Sonuçta büyük bir alicenaplık göstererek süt fiyatlarını artırarak 3 yıl önceki fiyatlara yani 60 kuruşa kadar yükseltmişlerdir.
Bu rakam hala sadece hayvanın yediği yemin fiyatını bile karşılamaktan uzaktır.
Bir de keçi konusu var ki tam içler acısı bir durumdur.
Şimdi sizlere bir soru sorsam:
Keçi ve orman sözleri size şu anda neleri hatırlatıyor?
Hemen cevabınızı vereceksiniz;
Keçi ormanın en büyük düşmanıdır.
Bu cevap ister istemez ağzınızdan hemen dökülecek.
Çünkü hepimize bunlar daha ilkokuldayken beynimiz yıkanırcasına öğretildi, ezberletildi.
Sonuçta tüm ülke keçi düşmanı oldu. Sistemli bir şekilde keçinin üzerine gidildi. Yok etme politikaları acımasızca uygulandı.
Orman teşkilatımız bunu kendisinin bir numaralı görevi saydı.
Ve hakikaten sonuçta dağlarımızdaki milyonlarca keçi neredeyse nesli keslircesine yok edildi.
Bunu anlamı nedir bilir misininz?
Keçinin beslenme ve yem masrafları neredeyse sıfırdır. Ülkemizin en başta güney bölümü olmak üzere neredeyse yarısının protein ve beslenme kaynağıdır. Bu hayvanın üretimi ülkemizdeki et üretiminin önemli bir bölümünü oluşturmaktayken bir anda devre dışı kalmıştır.
Bu kaynak yok edilince geçen yıl bu vakitler 11-12 lira olan et fiyatı şu anda 24-25 Tl ye fırlamıştır.
Kasaplar kesecek hayvan bulamamaktadırlar. Bu durumda fiyatlar her gün daha da yükselecektir.
Peki gerçekten keçi ormanın düşmanı mıdır?
Burada sizlere bir soru da ben sorayım:
Dağlarımızın süsü keçilerimiz binlerce yıldır ormanlarımızla iç içe ve bu ekosistemin bir parçası değil midir?
Peki bu keçiler binlerce yıldır ormanla iç içeyken orman varlığımız tükenmiş midir? Onu bile bırakın azalmış mıdır?
Cevanın isterseniz önce ben vereyim:
Hayır!...
Ormanlarımıza iki ayaklıların ve özellikle bu konuda orman teşkilatının verdiği zararın yanında bu sevimli yaratıkların verdiği zarar hiç kalır.
Neden mi?
Cevaplarını aşağıda vermeye çalışayım:

--------------------------------------------------------------------------------

Serenler07-11-2009, 07:12
Keçi, günah keçisi oldu

Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü'nden Prof. İbrahim Ortaş ise, ekosistemde her canlının birbirinden beslenerek devamlılıklarını sağladığını söyleyerek, keçileri yok ederek besin zincirini bozmanın anlamlı olmadığını belirtiyor. Akdeniz ekosisteminde doğanın bozulmasında keçinin değil insanın rolünün büyük olduğunu anlatan Prof. Ortaş, keçilerin günah keçisi haline getirildiğini ama aslında tam tersine ormana faydalı olduklarını söylüyor. Sayılarını azaltmak yerine yeni ormanlık alanlara girmelerinin engellenmesini öneriyor. Ortaş "Keçiler yerdeki otu, çöpü ve ağaçların bir-bir buçuk metreye kadar olan kısımlarını yiyerek yangının yayılmasını engelliyor. Ayrıca açtıkları patikalar sayesinde yangının atlamasına engel oluyor" derken, Başkan Durak tersini savunuyor: "Bir yangın çıktığında alev bırakın patikadan otoyoldan bile atlar. Kozalaklar yanarken çıt etti mi maytap, fişek gibi metrelerce öteye sıçrar çünkü."

--------------------------------------------------------------------------------

Serenler07-11-2009, 07:15
Hocamız bu en son uyarısını keçi eti 10 lira iken yapmıştı. Haberin tarihine dikkat edin.
Yıllardır feryat ediyoruz, tarımı ve hayvancılığı gözardı etmeyin, çiftçiyi ezmeyin yoksa bu ülkeye faturası ağır olur. Gıdamızı tarımımızaı olsun uluslararası tekellere kaptırmayalım diye.
Ama dinleyen kim?...


YANGINLAR KEÇİYE İADEİ İTİBAR GETİRDİ

10 Temmuz 2008

Prof. Dr. Ortaş'a göre, doğaya zarar vermekle suçlanan keçilerin ormana dönmesi sağlanmalı. Yangınlar da onlara iade-i itibar getirdi.

 

Prof. Dr. Ortaş'a göre doğaya zarar vermekle suçlanan keçiler ağaçların çevresindeki otları yiyerek orman yangınlarının büyümesini engelliyor

Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş, son günlerde çıkan orman yangınlarının, "ormanların günah keçisi ilan edilen keçilerin önemini ortaya çıkardığını" savundu.

Yüksek yapılı bitkilerin kök biyolojisine yönelik araştırmaları bulunan Ortaş, yaz sıcaklarıyla birlikte artan orman yangınlarının doğanın akciğerlerini yok ettiğini, resmi kaynakların, sadece bu yılın başından bu yana 642 orman yangını çıktığını bildirdiğini belirtti.

'Keçi faktörü yeniden ele alınmalı'

Orman yangınlarıyla birlikte keçi faktörünün yeniden ele alınması zorunluluğunun doğduğunu ifade eden Ortaş, son yıllarda ormanların adeta günah keçisi ilan edilen keçilerin aslında "ormanların koruyucusu" olduğunu ileri sürdü. Ortaş, özellikle doğanın ve ekolojinin yasalarından birinin de keçinin ekosistemdeki yeri olduğunu belirterek, "Akdeniz Bölgesi’nin orman yangınları bakımından diğer bölgelere göre daha az etkilendiği bilinmekteydi. Ancak, bu durum son yıllarda keçi varlığının bilinçli olarak azaltılmasıyla tam tersine dönmeye başladı" dedi. Genelde keçilerin orman için zararlı olduğunun düşünüldüğünü, günah keçisi ilan edildiğini, hatta bazılarının, "soyu tükensin diye fetva da verdiğini" anlatan Ortaş, bunun doğanın diyalektiğine aykırı olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Ortaş, şunları söyledi: "Keçinin hep maki bitki örtüsüne sahip ormanlar üzerinde baskı unsuru olduğu söylenir. Bu nedenle ormanların genç fidanlarını yok ettiği iddia edilir. Evet ormanların genç fidanlarına zarar verdiği doğrudur, ancak keçilerin olduğu ortamda ormanların varlığını günümüze kadar sürdürdüğü de bir başka gerçektir."

'Bilim çevreleri kabul ediyor'

Prof. Dr. Ortaş, dünya bilim çevrelerinin önerdiği ve orman bakanlığının da kabul ettiği "keçiler ormanların fahri dip temizleyicileri" ifadesinin çok anlamlı olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Keçiler, ormandaki ağaçların diplerini otlardan temizleyerek, yangın çıkışını engelliyor. Keçilerin orman içinde yarattıkları seyreltme ve açtıkları patika yollar ise yangının büyümesine set oluşturuyor. Kemirgen ve selülozu yüksek bitkileri tercih eden keçiler ağaçlarına üst dallarına 1,5-2 metre kadar tırmanarak besinlerini sağlarken doğal olarak ağaçları budayarak yangından koruyor."

Ortaş, keçinin olmaması durumunda ise otların geliştiğini ve yazın kuruyan otların mercek etkisi yapan cam kırıkları nedeniyle yangına davetiye çıkardığını belirterek şöyle devam etti: "Gelinen noktada, Çevre ve Orman Bakanlığı keçi sayısını azaltmamalı, tam tersine artırmalı, orman köylüsüne destek çıkmalıdır. Doğal alanların kontrollü keçi otlatmasına açılması, bölge çiftçisi ve köylülerinin geçim kaynağı olabileceği gibi, sağlıklı süt ve beslenme için de yararlı olacaktır. Keçiyi bilmeden düşman ilan etmeyelim, yararlı hayvanın hakkını verelim, yeniden ormana dönmesini sağlayalım. İnsan olarak tahrip ettiğimiz, yakıp yıktığımız doğamızın zararını keçiye yüklemekten vazgeçelim."

(aa)

--------------------------------------------------------------------------------

Serenler07-11-2009, 07:31
Bugün cumartesi yarın da pazar. Boş zamanınız olabilir.
Eğer okuma ihtiyacı duyuyorsanız lütfen şu yazıyı sonuna kadar okuyun.
Pişman olmazsınız.

Ben kendi adıma keçilerden özür diliyorum.

Orman yangınları ve keçi düşmanlığı

02.08.2008
Prof. Dr. İbrahim Ortaş

Yazın gelmesini çok severim, ancak orman yangınları çıkacak diye de hep endişelenirim. Bu yaz bir tarafta ülkenin yükselen sıcak gündemi, diğer taraftan artan küresel düzeydeki kuraklık ve sıcaklar ile birlikte çıkan orman yangınları da hepimizi üzmektedir.
Bir tarım bilimcisi ve ekoloji gönüllüsü olarak bu yangına duyarsız kalınmaması gerektiğini düşünüyorum.
2008 yılı içinde şu ana kadar 642 orman yangını meydan geldi ve bu yangınlardan 18 bin dekar orman alanı yanmıştır. Orman yangınlarının bir çok nedeni var. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi çoğunlukla yüzde 95 oranında insandan kaynaklandığı artık resmi ağızlardan duyurulmaktadır.

TEMA Vakfı orman yangınları ile mücadele için alınması gereken önlemleri şöyle sıralamaktadır
» Yangın Eylem Planı Hazırlanmalı,
» Bilinçlendirme Kampanyası Sürdürülmeli,
» Erken Uyarı Sistemi Geliştirilmeli,
» Erken Müdahale Yöntemleri Geliştirilmeli,
» Hava Söndürme Araç Sayısı Artırılmalı,
» Yanmayan Servi ve Akasya Gibi Ağaçların Dikimi de Önemli,
» Yangın Emniyet Yolları Açılmalı,
» Mesire Yerlerinin Yasaklanması Gündeme Gelmedir

Temelde insan faaliyetleri yanında, yanlış enerji hatlarının ormanlık alanlardan geçirilmesi de nedenler arasındadır. Şimdilik elektrik kablolarının geçirildiği alanlar temizleniyor. Doğrusu artık elektrik hatlarının yer altına taşınması bir çok yönden güven oluşturacaktır.
Orman yangın kuşaklarının oluşturulmaması, bunun için orman içinde belirli alanların oluşturulması ve yangının yayılmasının önlenmesi açısından önemlidir.

KEÇİLERİN YARARI

En önemlisi de orman diplerinin temizlenmemesidir. Orman diplerinin temizlenmemesi ve yapılan ihmaller yangınların hızla yayılmasına neden olmaktadır. Tabii bütün bunlar orman yönetimi açısından önemli stratejilerdir. Uzun zamandır yüksek yapılı bitkilerin kök biyolojisini çalıştığım için ağaca ve ormana ayrı bir ilgi duymaktayım. Tüm önlemlere rağmen doğanın kendi yöntemleri ve ekolojisine de dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Özellikle doğanın ve ekolojinin yasalarından biri de keçinin ekosistemdeki yeridir. Akdeniz bölgesinin orman yangınları bakımından diğer bölgelere göre daha az etkilendiği belirtilmektedir. Yangının nedenini tam olarak bilmiyoruz ancak Akdeniz bölgesinde meydana gelen yangınlar ile birlikte aklıma kıl keçilerinin varlığı gelir.
Orman yangınları söz konusu olduğunda konuyu bilen bilim insanları için hep akla keçiler gelir. Genelde keçiler orman için zararlıdır diye suçlu ilan edilir. Hatta bazıları için ormana zarar veriyor gerekçesiyle soyu tükensin diye fetva da verilmektedir. Ancak gerçeğin kendisi öyle değildir. Akdeniz maki bitki topluluğunun olduğu alanlarda belki daha eski olan tarihi kayıtlı bilgi ile MÖ 4000 yıllarından bu yana yaşadığını tahmin ettiğimiz Latincesi “Capra” İngilizceci “Ordinary Goat” olarak bilinen “kıl keçileri” doğanın bir parçası olarak varlıklarını günümüze kadar sürdüre gelmişlerdir. Bir yandan doğanın bir parçası olan keçilerin doğanın düşmanı ilan etmek doğanın diyalektiğine aykırıdır. Her türlü arazi koşullarına adapte olabilmesi ve manevra yeteneği yüksek olan kıl keçisi genelde düz ovada beslenmek yerine orman ve kayalık alanda beslenmeyi daha çok tercih etmektedir.

DOĞAYA SAYGI KEÇİYE SAYGI

Orman yangınları konusundaki en önemli yönetim, anlayışıma göre dip temizleme işlemidir. Bilindiği gibi keçinin otlandığı makilik Akdeniz ekosisteminde dip temizlemeden dolayı daha az yangın çıktığı da bilinen bir gerçektir.
Ülkemizde Akdeniz havzasında 100 milyon hektarlık alan kaplayan ve Akdeniz iklim tipinin ‘klimaks bitki örtüsü’ olan makiliklerin varlığını bugüne kadar taşımasında keçilerin varlığı da inkar edilemez. Keçinin hep maki bitki örtüsüne sahip ormanlar üzerinde baskı unsuru olduğu söylenir. Bu nedenle ormanların genç fidanlarını yok ettiği iddia edilir. Evet ormanların genç fidanlarına zarar verdiği doğrudur, ancak keçilerin olduğu ortamda ormanların varlığını günümüze kadar sürdürdüğü de bir başka geçektir. Ancak unutmamak gerekir ki orman yangınlarının neredeyse tamamına yakınının nedeni insan faktörü ve açılan alanların doğaya uygun olmayan baskı, yeni kesim, tarla açma ve kültür ormanı alanlarından kaynaklandığını belirtmek gerekir.

ORMANDA KEÇİ OTLATILMASI

Dünya bilim çevrelerinin önerdiği ve bizim orman bakanlığının da kabul ettiği “keçiler ormanların fahri dip temizleyicileri” ifadesi çok anlamlıdır. Keçilerin orman içinde yarattıkları seyreltme olayı ve açtıkları patika yollardan dolayı hem yangın çıkması ve yayılması engellenmiş olmakta hem de yangın çıkması olasılığında iç alanlara ulaşılmasında yarar sağlayan etkisi bulunmaktadır. Kemirgen ve selülozu yüksek bitkileri tercih eden keçiler makiliklerde bir tarafta dipte biriken otları temizlerken diğer taraftan ağaçları üst dallarını 1.5-2 m kadar tırmanarak besinlerini sağlarken doğal olarak ağaçları budayarak yangından korur. Keçinin olmaması durumunda diğer otlar gelişiyor ve yazın kuruyan otlar mercek etkisi yapan cam kırıkları nedeniyle yangına davetiye çıkarılmaktadır.
Özellikle makilikler arasında koridorlar açarak olası yangınları önlemeleri ormancılar tarafından benimsenmektedir. Keçilerin sürgünlerin olduğu dönemin dışında otlatılması bu konuda orman köylülerinin bilinçlendirilmesi ve ormanın sürdürülebilirliğinin sağlanması bakımından önemlidir. Özellikle vurgulanması gereken ‘kontrollü otlatma’ ve keçi yetiştiricilerinin bilinçlendirilmesi orman yangınlarının önlenmesi ve ormanların doğasına uygun korunması için yapılması yararlı bir işlemdir..

KEÇİ, EKOSİSTEM,YANGIN

Kaldı ki yangınlar çoğunlukla rantın yüksek olduğu müdahaleli alanlarda çıkıyor. Yeni veya yenilenen dikim alanları başta olmak üzere ekosistemin taşıyamayacağı ağaçlandırma alanlarında yangının çıktığını söylersek yanlış olmaz.
Maki bitki örtüsü kendi sürdürülebilirliği en yüksek olan bir bitki topluluğu olup yangın çıkması olasılığı daha az olan korumalı bir bitki örtüsüdür. Yarı kurak, uzun süren yaz sıcaklarının bulunduğu coğrafyalarda makinin kendini sürdürmesi başka türlü de açıklanamaz. Söz konusu alanlarda keçinin sistemden çekildiği durumlarda otsu türlerin çoğalması ile yangına hassas hale gelir ve alanların yangınla tahribatı artar. Nihayet bunun en açık örneği ülkemizin Akdeniz Bölgesinde Ege ve diğer bölgelere göre daha az yangın çıkmaktadır. Bu konuda ormancılar, toprak ve ekoloji bilimcilerinin ortak araştırma yapması çok yararlı olacaktır.

SORUN İNSAN KAYNAKLI

Son yıllarda doğal bitki örtüsüne ve binlerce yıllık adaptasyona rağmen bir üst Klimaks bitki örtüsünün sisteme alınması ile başlayan kültür ormancılığının toprak, besin ve su talebinin fazla olması nedeniyle hem başarılı olmamakta hem de yangına davetiye çıkarılmaktadır.
Bu bağlamda Orman Bakanlığına bağlı Ağaçlandırma Genel Müdürlüğünün konuyu yeniden dikkate alarak tek bitki yerine doğaya adapte olmuş bitki türleri zenginliğine dönmesi ve keçi ile maki bitki örtüsünün korunmalı duruma getirilmesi yararlı olacaktır. Bu bağlamda insanın doğaya müdahalesi durdurulmalıdır.
Doğayı kendi haline bırakırsan doğa daha başarılı bir denge içinde yaşamını sürdürecektir. Doğa günümüze kadar aslan ve kaplan gibi geviş getiren hayvanları yiyerek beslenen hayvanlarla dengeyi bozmadığı gibi ağaçların fidanlarını yiyen keçiler de tükenmedi. Doğa kendi dengesini kendisi kurmakta ve ihtiyacı kadarını tüketmektedir. Asıl sorunu gözü doymayan, bir anda binlercesini yok eden insanda aramak gerekir.
Doğanın yasalarının bilinmesi doğanın yönetilmesine büyük katkı sunulmasına yardımcı olacaktır. Bilmeden kulaktan dolma bilgiler ile yola çıkılması durumunda keçiler “günah keçisi” olurlar.
Orman Bakanlığının keçi sayısını azaltması değil tam terinse artırması, orman köylüsüne destek çıkması ve koruması önerilmedir. Doğal alanların kontrollü keçi otlatmasına açılması, bölge çiftçisi ve köylülerinin geçim kaynağı olabileceği gibi, sağlıklı süt ve beslenmesi için de yararlı olacaktır.
Keçiyi bilmeden düşman ilan etmeyelim, yararlı hayvanın hakkını verelim.
İnsan olarak tahrip ettiğimiz, yakıp yıktığımız doğamızın zararını keçiye yüklemekten vazgeçelim. Doğaya ve keçiye saygı, insana ve ormana saygıdan geçer. Keçi ile uğraşmaktan vaz geçelim insanımızı duyarlı ve bilinçli duruma getirecek süreçlere taşımanın yollarını arayalım.
Güzelim ülkemizin doğal kaynaklarını doğru tanıyalım, ekolojimizi iyi koruyalım, sürdürülebilirliğin ilkelerine değer verelim. Ülkemizin eğitimli insanlarının orman yangınları konusunda biraz daha duyarlı olması, çevresini başta sigara izmariti, şişe ve diğer mercek etkisi yaratacak materyalleri ormanlık alana atmamaları konusunda toplumun eğitilmesi ve uyarılması yararlı olacaktır. Hepimiz bu coğrafyanın her yönden yaşanılabilir olmasından sorumluyuz. Küçük çıkarlarımız için değil, güzel geleceğimiz için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirelim.


(*) Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümü, Adana
iortas@cu.edu.tr

--------------------------------------------------------------------------------

aytaşı07-11-2009, 08:34
merhaba... babamın özel merakı yüzünden uzun yıllar keçi besledik küçük bir davarımız bile vardı .. o zamandan beri alıştığımız keçi peynirinin lezzeti bize çok farklı gelir ve hala sürekli bir şekilde edinmeye çalışırız..

Marketlerde satılandan çok farklıdır keçi peynirinin asıl tadı . Her keçi peyniride güzel olmuyor gerçi ... Diğer peynirlere daha beyazdır...

Günümüzde yeni yeni keçi peynirinin besleyici değeri keşfediliyor..
Ama ne yazık ki gerçekten keçi sayısı son derece azaldı... Bu konuya hassasiyet gösteren herkese teşekkür ederim...

--------------------------------------------------------------------------------

CEMIX09-11-2009, 07:27
Kecı sayısını arttırmak her halde en kolayı. Malta kecılerı bır batında 2-3 den asagı yavrulamıyorlar. Hemde cok arsız oluyorlar ne bulursa yenecek yenmeyecek yıyorlar bu hayvanlar. Cokta sevımlı olup erkeklerı berbat kokuyorlar. Ilgılenenlere tavsıye ederım.

--------------------------------------------------------------------------------

fusel_09-11-2009, 22:15
büyük ve küçük baş hayvan fiyatları ş u an ne kadardan başlıyor.geçen seneye göre dedikleri kadr fiyat farkı varmı?

--------------------------------------------------------------------------------

SALESMAN11-11-2009, 18:07
dunyada anne sutunü ikame edebilmeye en yakın gıda keçi sütüdür ,bu da arada darlanıp "bıktım gari bu hayattan ,zeytin bahçesimi kursam ne halt etsem " diye feryad eden mutesebbis forumdaşlara önerimiz olsun: şehirden uzak daha doğal ve sakin bir hayat istiyorsanız keçi yetiştirin keçi sütü üretimi yapın ...

--------------------------------------------------------------------------------

fusel_11-11-2009, 21:14
13 ilimizden kurbanlık fiyatları
Kurban Bayramı'nın yaklaşması nedeniyle, besicilerin ellerindeki hayvanı satmaması da fiyatların artışını tetikledi.

Ankara Ticaret Borsası verilerine göre, 2008 yılı sonları, 2009 yılı başlarında 9-10 lira arasında değişen kuzu karkas etinin kilogram (Kg) fiyatı, bugünlerde 16-17 liradan işlem görüyor. Kuzu etinin fiyatında yüzde 60'a varan artışta, küçükbaş hayvan varlığındaki azalma yanında, Ortadoğu ülkelerinin, koyun ithalatında domuz gribi riski nedeniyle Avustralya, Yeni Zelanda gibi ülkeler yerine Türkiye'ye yönelmeleri de etkili oldu.

AA muhabirinin yetkililerden aldığı bilgiye göre, 1990'lı yıllara kadar zaman zaman 3 milyon başa kadar çıkan Ortadoğu ülkelerine yönelik Türkiye'nin koyun ihracatı, bu ülkelerin Avustralya ve Yeni Zelanda'ya yönelmesi nedeniyle son yıllarda durma noktasına kadar gelmişti. Uzmanların verdiği bilgiye göre, dünyada domuz gribi salgının artması üzerine İran, Irak, Suriye, Suudi Arabistan gibi ülkeler, Türkiye'ye yöneldi.

Bu talebin etkisiyle, Türkiye'nin hayvan ihracatında, Ocak-Ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 303'ün üzerinde artış meydana geldi. Geçen yılın Ağustos ayında 934 bin dolar olan hayvan ihracatı yüzde 85,5 artarak 1 milyon 732 milyon dolara, geçen yılın Ocak-Ağustos döneminde 5 milyon 445 milyon dolar olan hayvan ihracatı da bu yıl yüzde 303,1 artışla 21 milyon 950 bin dolara yükseldi.

Ocak-Ağustos döneminde 80 bin 918 baş koyun ihraç edildi. İhracatın büyük bölümünün Lübnan'a yapıldığı, Lübnan'dan Suudi Arabistan ve diğer İslam ülkelere dağıtıldığı belirtiliyor. Ancak, kayıtlı ihracat dışında, İran, Irak, Suriye gibi ülkele sınırlardan oldukça fazla miktarda koyun geçirildiği, fiyatları esas etkilen unsurun bu olduğu belirtiliyor.

Aynı dönemde, hayvan ithalatının ise azalması dikkat çekti. Türkiye genellikle koyun ihraç ederken, hayvan ve et ithalatına izin verilmiyor. Sadece yeni kurulan işletmelerin damızlık ihtiyacını karşılamak üzere genellikle büyükbaş damızlık hayvan ithalatına izin veriliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, geçen yılın Ağustos döneminde 3 milyon 170 bin dolar olan hayvan ithalatı yüzde 42,5 azalma ile bu yıl 1 milyon 824 bin dolara, Ocak-Ağustos döneminde 32 milyon 74 bin dolar olan hayvan ithalatı ise yüzde 34,1 azalma ile 21 milyon 149 bin dolara geriledi.

Verilen bilgiye göre, Türkiye, 1999'dan bugüne kadar 20 bin büyükbaş damızlık hayvanın ithalatına izin verdi.

Konuyla ilgili çevrelerin iddialarına göre, Türkiye'den Ortadoğu ülkelerine yönelik kayıtlı ihracat yanında, kayıt dışı bir şekilde sınırlardan bu ülkelere hayvan geçiriliyor. Önceden, komşu ülkelerde koyun eti fiyatları düşük, Türkiye'de ise yüksek olması nedeniyle bu ülkelerden Türkiye'ye yönelik hayvan hareketi yaşanırken, son dönemlerde bu ülkelerde et fiyatlarının Türkiye'nin 2 katına ulaşması nedeniyle Türkiye'den bu ülkelere yönelik hayvan çıkışı oluyor. İlgili çevreler, fiyatlardaki artış nedeniyle, Türk cumhuriyetlerden getirilen sürülerin de Türkiye üzerinden geçirilerek bu ülkelere satıldığını öne sürüyorlar.

Geçen yıl İran, Irak, Suriye gibi ülkelerde kuraklık yaşandığını, bunun hayvancılığı da olumsuz etkilediğini anlatan yetkililer, bir taraftan hayvancılıkta sorun yaşanırken, kuş gribi nedeniyle insanların tavuk etinden kırmızı ete kaymasının fiyatların artmasında etkili olduğunu belirtti. Bunun üzerine bu ülkelerin Avustralya ve Yeni Zelanda'dan ithalata yöneldiğini, ancak domuz gribi salgınının ortaya çıkmasıyla bu ülkelerden de ithalatı durdurduğunu kaydeden yetkililer, ithalatta, daha güvenli buldukları Türkiye ve Türk cumhuriyetlerine yönelince, Türkiye'de yurtiçinde koyun/kuzu eti fiyatlarının arttığını vurguladı.

Türkiye'de koyun eti talebinin giderek düştüğünü, özellikle genç nesilin koyun/kuzu etini tercih etmemesi nedeniyle, koyun-kuzu etinin fiyatının artmasında iç talebin fazla etkili olmadığını anlatan yetkililer, yaklaşan Kurban Bayramı nedeniyle besicilerin besiye aldıkları hayvanları satmak istememesinin de alıcıların koyun-kuzu bulamamasına yol açtığını kaydetti. Uzmanlar, besilerin tamamlanması ile Kurban Bayramı döneminde ve kış aylarında daha fazla hayvanın piyasaya ineceğini, o zaman fiyatların düşebileceğini belirtiyorlar. Irak'ta da savaşın sona ermesinden sonra halkın gıdaya olan talebinin arttığını, bu ülkeye yönelik satışlarda da artış olduğunu anlatan yetkililer, talebin böyle devam etmesi halinde, şimdiye kadar zarar eden besicilerin, ilerde oldukça iyi kazanç sağlayacağına işaret ediyor.

Koyun-kuzu fiyatlarının son 4-5 yıldır hemen hemen aynı seviyelerde kaldığını, besicinin zarar ettiğini anlatan bir yetkili, '10-12 kilogramlık bir kuzu, 70-100 liraya, 2-3 torba yem fiyatına satılıyordu. Besici bu işten zarar etti. Eğer talep devam ederse, besici bu yıl hayvandan kar edecek' dedi.

Yetkililerin verdiği bilgiye göre, Türkiye üzerinden İran, Irak, Suriye'ye geçirilen hayvanlar, Lübnan, Ürdün ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkelerine satılıyor.

Bakanlık yetkilileri, Türkiye'de de koyun ve koyun eti fiyatlarının artması nedeniyle, İran, Irak, Suriye, Suudi Arabistan gibi ülkelerdeki fiyatlarla dengelendiğini, dolayısıyla artık hayvan çıkışının duracağının öngörüldüğünü belirtiyor.

İSTANBUL

İstanbul'da da fiyatlarda artış görüldü. Alınan bilgiye göre, cinsine göre fiyatları değişen kurbanlıklardan 'Karaman Koyunu'nun canlı olarak kilogramı geçen yıl 4,5 liradan satılırken bu yıl, 8,5 liradan alıcı buluyor. Canlı olarak kilogram fiyatı 10 lira olan 'Kıvırcık Koyunu'da geçen yıl, 5,5 liraydı. 'Dağlıç Koyunu'nun canlı olarak kilogramı ise geçen yıl 5 lirayken, bu yıl 9 liradan satılıyor.

İstanbul Ticaret Borsası Meclis Başkanı İslam Ali Kopuz, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, kurbanlık hayvanların fiyatlarının, Ramazan Ayı'ndan bu yana yükseldiğini söyledi.

Kurban Bayramı'na kadar fiyatların daha da artacağını dile getiren Kopuz, 'Fiyatlar 3-4 yıldır artmıyordu ve özellikle büyük baş hayvan yetiştiriciliği büyük firmaların eline geçti. Bu nedenle köylüler, hayvancılık yapmayı bıraktı. Fiyatlardaki artışın nedeni budur' diye konuştu.

Küçük baş hayvanların kilogram fiyatının şu an 8 lira civarında olduğunu ifade eden Kopuz, Kurban Bayramı'nda bu fiyatın 10 lirayı, büyük baş hayvanların kilogramının ise şu anda 7 lira civarında olduğunu, bayramda ise 9 liradan aşağı olmayacağını iddia etti.

Kurbanlık hayvanların İstanbul'a, Türkiye'nin her yerinden getirildiğini belirten Kopuz, 'Hayvanlar, ilk getirildiklerinde ucuza satılır. Kurban Bayramı'na yaklaştıkça fiyat artar ama bayramdan sonra gerçek değerini bulur' dedi.

Bahçelievler Alo Adak Satış ve Kesim Merkezi'nin Sahibi Yaşar Özgür de, canlı hayvan fiyatlarının her geçen gün arttığını söyledi.

Fiyatlardaki artışa, geçen yıla göre kurbanlık hayvanların ihracatında yaşanan artışın sebep olduğuna işaret eden Özgür, 'Özellikle Arap ülkelerine çok fazla ihracat yapılıyor. Hayvan bulmak, çok zor oldu' dedi.

Kurbanlık hayvanların İstanbul'a genellikle Kurban Bayramı'na 1 ay kala Trakya bölgesinden, Doğu ve İç Anadolu'dan getirildiğini dile getiren Özgür, fiyatların, hayvanların gelmesiyle daha da artacağını ifade etti.

Kurban Bayramı'nda küçük baş hayvanların kilogramının 11-12 liradan aşağı olmayacağını iddia eden Özgür, 'Büyük baş hayvanlarda da geçen yıl 1750 liraya alınabilen 150 kilogramlık bir kurbanlığın fiyatı, 2 bin 500 lira, 2 bin 500 liraya alınabilen 200 kilogramlık bir hayvanın fiyatı ise 3 bin 500 liradan aşağı olmaz. Hayvanlar ilk geldikleri zaman fiyatlar biraz pahalı olur ama bayrama 1-2 gün kala gerçek düzeyine oturur' diye konuştu.

İZMİR

İzmir Kasaplar Odası Başkanı Aydın Mestanlı, kasapların küçükbaş hayvan konusunda sıkıntı yaşadığını, küçükbaş kurbanlık hayvan fiyatlarının yükseldiğini kaydetti.

Mestanlı, Türkiye'den bazı Ortadoğu ülkelerine büyük miktarda küçük baş hayvan ihracatı yapıldığını, iç piyasadaki hayvan sayısının azalmasıyla fiyatların yükselişe geçtiğini dile getirdi.

Yapılan ihracatın 'bilinçsiz' olduğunu savunan Mestanlı, şu bilgileri verdi:

'Yıllardır, üreticilerin azalması nedeniyle sıkıntının yaşandığı küçükbaşta, havyan sayısının bir anda azalmasıyla fiyatlar tırmanışa geçti. Geçen yıl kurban bayramında 250-400 lira arasında dolaşan fiyatlar bayramın bitmesiyle yükselmeye başladı. Şu anda İzmir'deki kasaplar et bulmakta zorlanıyor. Fiyatlar geçen yıla göre rekor seviyede arttı. Kurban bayramında 600 liradan aşağı küçükbaş hayvan bulunabileceğini sanmıyorum.'

Mestanlı, büyükbaş hayvanda ise fiyat artışının daha sınırlı kaldığını ancak Kurban Bayramı öncesi küçükbaşla aradaki fiyat makasının kapanması nedeniyle vatandaşın büyükbaşa daha fazla talep göstereceğini belirtti.

Aydın Mestanlı, bu durumun büyükbaş hayvan fiyatlarını da tetikleyebileceğine dikkat çekerek, 'Fiyatlardaki rekor artışın arkasında devletin hayvancılık politikalarına özen göstermemesi yatıyor. Bizim şu aşamada ithalata değil daha çok üretime ihtiyacımız var. Sektörde büyük damızlık açığı var. Sektöre, yarış atlarına verdikleri önemin yarısını verseler yeter' diye konuştu.

ERZURUM-ARDAHAN-KARS

Türkiye'de hayvancılık faaliyetlerinin yoğun olarak yapıldığı illerden Erzurum, Kars ve Ardahan'da küçükbaş hayvan varlığındaki azalmaya bağlı olarak canlı koyun fiyatı 1 yılda 3 kat arttı.

Bölgede geçen yıl canlı olarak 125 liradan satışa sunulan koyun, şimdi 300 ile 400 lira arasında değişen fiyatlarla alıcı buluyor.

Fiyatlardaki artışın, küçükbaş hayvan besiciliğine ilginin kaybolmasıyla birlikte koyun sayısındaki azalmadan kaynaklandığı bildirildi.

Erzurum Ziraat Odası Başkanı Mücahit Harmandar, koyunculuğun fiyat açısından altın dönemini yaşadığını, ancak bunun bölge çiftçisi için çok fazla bir öneminin olmadığını söyledi.

Canlı koyun fiyatında yaklaşık son bir yılda 3 kat oranında bir artış gerçekleştiğini anlatan Harmandar, 'Kasap kesim için 12 liradan aldığı koyunun etinin kilosunu 16 liradan satışa sunuyor. Geçen yıl ise koyun etinin kilogramı 5 liradan satılıyordu. Koyunun etinin fiyatındaki inanılmaz artışa paralel olarak canlı koyunun değeri de arttı. Ancak bu artış çiftçinin koyunu elinden çıkarmasının ardından oldu' diye konuştu.

Harmandar, 15 yıl öncesine kadar hemen hemen her köyde en az 3-4 sürü koyun beslendiğini belirterek, şimdi ise bölgedeki köylerin yüzde 70'inde koyun bulunmadığına dikkati çekti.

Geçmiş yıllarda koyun yününün çok değerli olduğunu, bir dönemde koyunlardan elde edilen yünle sürü çobanı ücretinin ödenebildiğini dile getiren Harmandar, şunları kaydetti:

'Bakımı ve süt sağımı çok zor olan koyunun bu yıla yıla kadar hiç bir kıymeti kalmamıştı. Koyunun ne sütü, ne yünü de ne de eti para ediyordu. Bu değer kaybı son 15 yılda gerçekleşti. Değerinin azalmasına bağlı olarak her yıl bölgemizdeki koyun varlığında büyük azalma yaşandı. 1993'te 1,5 milyonu aşkın koyun bulunurken, geçen yıl sonu itibariyle yapılan tespitlere göre bu sayı 651 bine düşmüş durumda. Bu azalmanın sonucunda da özellikle canlı koyun fiyatında büyük artış oldu. Koyun sayısı azalınca kıymete bindi.'

Ardahan Tarım Müdürü Fevzi Karakoç da tüm yurtta olduğu gibi Ardahan'da da koyun sayısında azalma yaşandığını, bu durumun da koyun fiyatlarında artışa neden olduğunu söyledi.

Karakoç, 1999'da ilde 110 bin 590 koyun bulunurken, bu sayının geçen yıl sonu itibariyle 52 bin 581'e düştüğünü bildirdi.

Koyun sayısındaki azalmanın her yıl devam ettiğini dile getiren Karakoç, şunları kaydetti:

'Genç çiftçiler küçükbaş hayvancılığa ilgi göstermiyor. Bölgemizden sürekli yaşanan göç ve küçükbaş hayvancılığına ilginin azalması koyun sayısındaki azalmaya neden oldu. Bunun sonucunda da koyun fiyatında artış yaşanıyor. Bir koyun canlı olarak 300 liradan, koyun etinin kilogramı da artık 16 liradan alıcı buluyor.'

Kars Tarım Müdürü Yusuf Yurdalan da Kars'ta koyun sayısında bir azalma olmadığını, ancak koyun fiyatında artış olduğunu bildirdi.

Canlı koyun piyasasında bir hareketlilik yaşandığını dile getiren Yurdalan, canlı koyun fiyatının 270-300 lira arasında değiştiğini, kasaplarda koyun etinin kilogram fiyatının 14-15 liradan satıldığını kaydetti.

BALIKESİR

Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinin koyun eti ihtiyacını bir süreliğine karşılayan illerden Balıkesir'in de artık talebi karşılayamadığı bildirildi.

Balıkesir Kasaplar Odası Başkanı Nuri Kaya, Erzurum, Malatya, Adana ve Van'dan koyun eti talebinde büyük artış olduğunu, ancak talebe cevap veremediklerini kaydetti.

Birkaç yıl öncesine kadar Doğu'dan Batı illerine küçükbaş hayvan satışı yapıldığını anımsatan Kaya, şöyle dedi:

'Şimdi ise o bölgeler kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyor ve bizden koyun eti talep ediyorlar. Aşırı talep nedeniyle fiyatlar yükseldi. Biz üreticiden kilogram fiyatı 16-18 TL arasında değişen fiyatlarla koyun alımı yapıyoruz. Doğu'dan gelen aşırı talep nedeniyle fiyatlar yükseldi ve damızlık kuzu kesmeye başladık. Önlem alınmazsa 3 yıl içerisinde Türkiye'de bir tane bile koyun kalmayacak.'

Büyükbaş hayvan üreticilerinin elde ettikleri sütü istenilen fiyata satamamaları üzerine besiciliğe son vermeye başlamaları ile Ortadoğu ülkelerine satılan küçükbaş hayvanların sayısının artmasının Türkiye genelinde son üç ayda et fiyatlarının yüzde 45'i bulan oranda artmasına neden olduğu bildirildi.

Türkiye'deki koyun sayısı da 1991-2008 döneminde yüzde 40,7 oranında azalarak 40,4 milyon baştan 24 milyon başa indi.

Et Üreticileri Birliği (ETBİR) Başkanı Hikmet Kayar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, et fiyatlarının bu yıl yaz aylarında artmaya başladığını ve bu hareketin hala devam ettiğini kaydetti.

Arap ülkelerine küçükbaş hayvan satışının artmanın özellikle kuzu ve etinin fiyatlarını çok yukarı çıkardığını anlatan Kayar, 'Kuzuya olan talep bu defa dana etine kaydı. Artan talep karşısında, büyükbaş hayvan etinin de fiyatı yükseldi' dedi.

Kayar, Türkiye'de 2008 yılında büyükbaş hayvan varlığının 11 milyon, koyun ve keçi gibi küçükbaş hayvan sayısının da yaklaşık 29,5 milyon civarında olduğunu anlatarak, küçükbaş hayvanda azalma eğrisinin söz konusu olduğunu belirtti.

Türkiye'de küçük işletmeci anlamında besiciliğin giderek azaldığına işaret eden Kayar, 'Türkiye'ye et ithalatı kapalı olduğundan dolayı et fiyatlarını tamamen iç piyasanın arz ve talep dengesi belirliyor' dedi.

ESKİŞEHİR

Eskişehir ve çevre illerine toptan et satışı yapan Kavasoğlu Et Sanayi Ltd. Şti'nin sahibi Salim Kurt ise yaklaşık bir yıldır Türkiye genelinde et sıkıntısı çekildiğini belirterek, arz-talep dengesinin bozulması nedeniyle et fiyatlarının çok fazla arttığını kaydetti.

Sıkıntının hem büyükbaş hem de küçükbaş hayvan etinde yaşandığını ifade eden Kurt, şöyle konuştu:

'Ülkede yaşanan et sıkıntısının temeli 2-3 yıl öncesine dayanıyor. Süt ürünleri üreten firmalar 2-3 yıl önce süt yerine süt tozu kullanmaya başladı. Çok miktarda süt tozu ithal edildi. Hemen herkes kullanmaya başladı. Oranı değişmekle beraber bazı ürünlerdeki gerçek süt oranı yüzde 20'lere kadar düştü. Hatta bazı süt ürünlerinde (süt yok) denebilir. Bu durumda süte olan talep inanılmaz azaldı. Süt para etmemeye başladı. 70 kuruş olması gereken süt 40 kuruştan bile alıcı bulmakta zorlandı. Avrupa'da sütün litresi devlet desteğiyle birlikte 1 lira 20 kuruş. Süt para etmedi, buna karşın girdi maliyetleri her geçen gün arttı.'

Kurt, zor durumda kalan üreticinin büyükbaş hayvanlarını satmak zorunda kaldığını belirterek, satın alınan ineklerin de kesildiğini bildirdi.

İneklerin kesilmesinin büyükbaş hayvan sayısını azalttığını anlatan Kurt, şöyle devam etti:

'Büyükbaş hayvan sayısı halen azalıyor. Bu durum et üretimini olumsuz yönde etkiledi. Et tüketimini karşılamakta zorluk çekiyoruz. Türkiye'de et ve canlı hayvan ithalatı da yasak. Toptancılar büyükbaş hayvan ve et bulmakta zorlanıyor. Para var ama hayvan yok. Mevcut hayvanlar ise açık artırmayla satılır hale geldi. Teklif ettiğimiz fiyatlara üretici bile şaşırıyor. Geçen yıl Kurban Bayramı'nda satmak üzere doğudan 300 büyükbaş hayvan getiren üreticiler bu yıl 100 hayvanı zor buldu. Marketler, kasaplar, lokantalar hemen herkes et arıyor. Et olup olmadığını soruyor. Yaklaşık 3 yıl önce süt tozu ithalatıyla başlayan süreç bizi bu noktaya getirdi. İnek besiciliği bitme noktasına geldi. Gelecekte daha büyük sorunlar yaşanmaması için süte dayalı besicilik bir an önce desteklenmesi gerekir.'

Kurt, küçükbaş hayvan etinde de sıkıntı yaşandığını belirterek, geçen yıl toptan olarak 7,5 liraya aldıkları kuzu etinin kilosunun bu yıl 18 liraya çıktığını bildirdi.

Öte yandan son 3 ayda gelen zamlarla kasap veya marketlerde satılan dana kıymanın kilosunun 13 bin liradan 19 bin liraya, kuzu etinin kilosunun 21 bin liradan 34 bin liraya, dana bifteğin kilosunun 17 bin liradan 24 bin liraya, dana kuşbaşının kilosunun da 16 bin liradan 24 bin liraya çıktığı bildirildi.

VAN

Van'dan batı illeri ile Irak, İran ve Suriye'ye hayvan satışların artması nedeniyle hayvan bulamayan kasaplar, büyük sıkıntı yaşadığı bildirildi.

Kasaplar Odası Başkanı Abidin Kasapoğlu, yaklaşık 5 ay önce bir koyun fiyatının 150-160 lira arasında değiştiğini ancak son dönemlerde bir koyunun satış fiyatının 350 liraya ulaştığını vurguladı.

Bunun hayvan göçündeki hareketlilikten kaynakladığını anlatan Kasapoğlu, besicilerin İran, Irak ve Suriye'ye yöneldiğini, ellerinde kalan az miktarda hayvanı ise buradaki kasaplara yüksek fiyattan sattıklarını söyledi.

Kasapoğlu, yaklaşık 20 yıl önce Türkiye'nin hayvan ihtiyacının yüzde 7'sinin Van'dan karşılandığını, şimdi ise Van'ın kendi ihtiyacının sadece 4'te 1'ini karşıladığını kaydetti.

Van Ticaret Borsası Başkanı (VATBO) Feridun Irak ise 1980'li yıllardan itibaren uygulanan hatalı politikalar sonucunda, yıllarca dışarıdan resmi ya da gayri resmi yollardan ülkeye hayvan girişinin yapıldığını öne sürdü.

Zaman zaman dövizde oluşan kıpırdamalardan dolayı hayvan ticaretinin tersine yaşandığını anlatan Irak, 'Şu anda öyle bir dönemi yaşıyoruz. Geçen yıla kadar ülkemize kaçak hayvan girişi yapılırken, son bir kaç aydır bunun tersi yaşanmaktadır. Sorunun çözümü ciddi bir hayvancılık politikası gerektirmektedir' dedi.

GAZİANTEP

Bir zamanlar Türkiye'nin canlı hayvan ihracat merkezi konumundaki Gaziantep'te şimdilerde besihaneler boş kaldı.

Besiciler, 1980'li yıllardan itibaren Türkiye'de besicilik yapmanın cazip olmaktan çıktığını, besicilik yapanların azaldığını, Türkiye'nin hayvan varlığında hızlı bir erozyon yaşandığını belirtti.

Talepteki artışa karşılık hayvan arzının azalmasının fiyatları yükselttiğini ifade eden besiciler, 'Türkiye'nin hayvancılıkta geldiği noktayı izah etmek için Gaziantep güzel bir örnektir. Doğu ve Güneydoğu illerinde yetiştirilen on binlerce canlı hayvan Gaziantep'e getirilir, burada bir süre beslendikten sonra Ortadoğu ülkelerine ihraç edilir, İstanbul ve diğer büyük şehirlere gönderilirdi. O günler geçmişte kaldı' dediler.

Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) Başkanı Ömer Çelik de açıklamasında, et fiyatlarındaki artışın Kurban bayramına kadar devam etmesini beklediklerini ifade etti.

Türkiye'de canlı hayvan üretiminin her yıl azaldığını, üretimin artırılabilmesi için hayvancılığın desteklenmesinin zorunlu olduğunu dikkati çeken Çelik, şöyle konutu:

'Et fiyatlarının yükselmesi arzın az olmasından kaynaklanıyor. Yem fiyatlarının yüksek oluşu nedeniyle besiciler kazanç elde edemiyor, kazanç elde edemeyince de bu işi yapmıyor. Böyle olunca da canlı hayvan üretimi her yıl azalıyor. Geçen sene de bu sene de düşüş var. Canlı hayvan temininde sıkıntı yaşanıyor. Hayvancılığın desteklenmesi gerekiyor. Dişi koyun kesilmesinin yasaklanması gerekiyor. Besicilik desteklenmeli, destekler arz belirli bir noktaya gelinceye kadar sürdürülmeli. Besicilik Türkiye'nin her yerinde desteklenmeli. Besiciliğin temel geçim kaynağı olduğu bölgelerde bu desteklere acil ihtiyaç var.'

Çelik, Gaziantep'i Türkiye'nin besicilik merkezi yapmak için Gaziantep Organize Besi Bölgesini kurduklarını, bu projeyle temel hedeflerinin Gaziantep'te besiciliği yeniden geliştirmek olduğunu, projelerinin Türkiye'de besiciliği geliştirme çalıştırmaları için örnek alınabileceğini sözlerine ekledi.

HATAY

Hatay Kasaplar Odası Başkanı Sabit Ak, son yıllarda yeteri kadar hayvan yetiştirilmediği için Kurban Bayramı'nda adaklıkların yüksek fiyata satılacağını söyledi.

Ak, yöreye adaklık koyunların Güney Doğu Anadolu, Konya ve Kayseri'den geldiğini ifade ederek, şöyle devam etti:

'Yanlış hayvancılık politikası nedeniyle son yıllarda yetiştiricilik cazip gelmediği için bu alanda faaliyet gösterenler başka işlerle uğraşmaya başladılar. Bu nedenle kırmızı et tüketiminde değerlendirilen hayvan sayısı her sene düşüyor.

Yeteri kadar hayvan yetiştirilmediği için Kurban Bayramı'nda adaklıkların fiyatları yüksek olacak. Hükümet, yetiştiricilere altyapı, yem, enerji ve diğer konularda destek vermelidir. Aksi halde kırmızı eti çok yüksek fiyata tüketeceğiz.'

Protein yönünden zengin, özellikle gelişme çağındaki çocuklar için gerekli besin ögelerini içeren kırmızı etin kilo fiyatının Ramazanın da etkisiyle 20 liraya kadar yükselmesinin besicileri sevindirirken, tüketicileri mağdur ettiği bildirildi.

Hatay Veteriner Hekimler Odası Başkanı Yahya Hamurcu, son bir ay içinde dana eti fiyatının 15 liradan 20 liraya, koyun etinin ise 10 liradan 15 liraya kadar yükseldiğini söyledi.

Yem fiyatları başta olmak üzere girdi maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle yıllardır zarar eden üreticilerin yetiştiricilikten uzaklaştığın, damızlık hayvanların bile kesime verildiğini anlatan Hamurcu, sürekli zarar eden besicilerin, Ramazanın da etkisiyle para kazanmaya başladığını ancak, bu kez tüketicilerin mağdur olduğunu belirterek, 'Çok sayıda vatandaşımız bugün fiyatlarının yüksekliği nedeniyle et alamaz duruma geldi' diye konuştu.

Hamurcu, et fiyatlarındaki yüksekliğin Kurban Bayramı'nda da devam etmesini beklediklerini kaydetti.

Geçtiğimiz yıl 50 kilo ağırlığındaki koyunun yaklaşık 250 liradan satıldığını hatırlatan Hamurcu, bu yıl ise hayvan sayısının azlığı nedeniyle fiyatların 400-500 liradan başlayacağını ve pazarlarda kurbanlık bulmanın bile zorlaşacağını sözlerine ekledi.

KONYA

Konya Ovası, ülkenin en önemli koyun üretim merkezi durumunda bulunuyor.

Koyunculuk yapan ova köylüleri, son 4 yıldır kuraklığa bağlı olarak hayvan yetiştirmede zorlanmaya başladı. Uzun süre şartların düzeleceğini düşünerek sabreden koyuncular, geçen yıl Kurban Bayramı döneminde ellerindeki anaç koyunları yoğun şekilde kesime verdi.

Geçen yıl koyun sayısındaki azalmanın etkileri, bu yıl ilkbahar aylarından itibaren kendini hissettirmeye başladı. Geçtiğimiz yıl 8 liraya kadar düşen toptan koyun eti fiyatı, son günlerde 17 lirayı buldu.

Konya Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Fettah Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, koyun sayısının sadece Türkiye'de değil, İran, Irak gibi bölge ülkelerinde de de azaldığını, bu konuda bir sorun yaşandığını söyledi.

Kurban denilince akla koyunun geldiğini ifade eden Öztürk, koyun sayısındaki azalma sorununun Kurban bayramı öncesinde daha net bir şekilde ortaya çıkacağını belirterek, şunları kaydetti:

'Konya'da anaç koyun sayısı yaklaşık 2 milyondan 1 milyon 300 bine geriledi. Koyun sayısı az olduğu için pek çok kişi, zorunlu olarak kurbanlık olarak sığıra yönelmek zorunda kalacak. Kısa dönemde Türkiye'ye dışardan koyun ithalatı gibi bir durum söz konusu değil, zaten öyle bile olsa 4 yıldır sıkıntıda olan üretici tümüyle iflas bayrağını çeker. Bu yıl kurban bayramında koyun almak isteyen, bağlantılarını önceden yapmalıdır. Geçen yıl 150 liraya satılan bir koyunun bu yıl kurban bayramındaki fiyatı yaklaşık 300 lira olur. Kurban bayramına çok yakın günlerde kilogramına 20 lira ve üzerinde bile verseniz, koyun bulamayabilirsiniz.'

Öztürk, koyun sayısı azaldığı için Ağustosun 15'i itibariyle koç katımına alınan gebe koyunların da değerli hale geldiğini, hiç bir yetiştiricinin karnında kuzusu olan koyunu satmak istemeyeceğini sözlerine ekledi.

Koyun fiyatındaki geçen yıla göre yüzde 100 artışın tümüyle arz talep dengesinden kaynaklandığını vurgulayan Öztürk, 'Keşke koyun yetiştiricilerimiz 4 yıl dayandılar, bir yıl daha dayanabilseler ve koyunlarını kesime vermeselerdi. Ancak bu durum geçici, koyun hızlı üreyen bir hayvan. Bir yıl içinde koyun açığı rahatlıkla kapanabilecektir' dedi.

AKSARAY

Aksaray Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mahmut Aktürk ise 2008 yılında 1209 olan üye sayılarının bin 703'e düştüğünü, 204 bin olan koyun sayısının ise 140 bine gerilediğini belirtti.

Aksaray Damızlık Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Mahmut Aktürk, 2006 yılında kuruldukları derneğin 1703 üyesi olduğunu söyledi. Aksaray'daki koyun sayısının azaldığını ifade eden Aktürk, '2008 yılında 1209 üyemizin 204 bin damızlık koyunu vardı. Bu yıl üye sayımız 1703'e yükselmesine karşın damızlık koyun sayımız 140 bine düştü' dedi.

Kuraklık, maliyetlerin artması ve mera ıslahı yapılmaması nedeniyle Türkiye'de damızlık koyun sayısının düştüğünü iddia eden Aktürk, 'Türkiye'de koyun sayısı azalıyor. Fiyatlardaki yükselme koyunculuğu olumsuz etkileyecek. Geçim sıkıntısı yaşayan çiftçi fiyatların yüksekliği nedeniyle damızlık koyununu ya satıyor ya da kesime gönderiyor. Ayrıca eskiden yurt dışından kaçak koyun gelirken, şimdi yurt dışına satışlar yaşanıyor. Bu nedenle koyun sayısı düşmeye devam ediyor' diye konuştu.

Aktürk, 2008 yılında damızlık koyun fiyatının 120-150 lira arasında olduğunu belirterek, bu yıl damızlık koyunun 350-400 lira arasında satıldığını öne sürdü. Bu yıl Kurban Bayramı öncesinde koyun fiyatlarının yüksek olacağını ve 'yok' satacağını iddia eden Aktürk, şunları kaydetti:

'Bu yıl kurbanlıklar cep yakacak. Geçen yıl kurbanlık koyun fiyatları 250-300 lira arasında değişirken, bu yıl 450-500 lira civarında olmasını bekliyoruz. Kurbanda kesilecek kuzuların fiyatları şu anda 300-350 lira arasında. Kurban bayramı yaklaştıkça bu fiyatlar yükselecek. Kurbanlık koyun sıkıntısı yaşanacak.'

Aktürk, 2008 yılında Kurban Bayramında Türkiye genelinde 7,5 milyon küçükbaş hayvan kesildiğini belirterek, çiftçilerin damızlık koyunlarını kesime göndermemeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

ADANA

Adana Kasaplar, Tavukçular ve Balıkçılar Odası Başkanı Murat Yağmur, şu an 600-650 lira civarında olan koyunun satış fiyatının, Kurban Bayramı'nda 800 liraya kadar çıkabileceğini söyledi.

Yağmur, besicilikte yaşanan sıkıntılar nedeniyle piyasada canlı hayvan sıkıntısı çekilmeye başlandığını ifade etti.

Geçen yıl geçen yıl kilogramı 6 liradan satın aldıkları canlı koyunların fiyatının bu yıl 12 liraya kadar çıktığını belirten Yağmur, 'Canlı koyunların fiyatı yüzde 100 civarında artınca, kuzu eti fiyatları da her geçen gün yükselmeye başladı. Kuzu etinin kilosu son 2 ayda 13-14 liradan 22-23 liraya kadar çıktı' dedi.

Yağmur, şu an canlı koyunun satış fiyatının 600-650 lira arasında değiştiğini, fiyatların Kurban Bayramı'nda 800 liraya kadar çıkabileceğini bildirdi.

Sorunların geçmiş yıllara dayandığını, maliyetlerin artması sonucu üreticilerin sektörden çekilmesinin ardından hayvan sayısının da her geçen yıl azaldığın belirten Yağmur, fiyatların artmasında son dönemde küçükbaş hayvan ihracatının yapılmasının da etkili olduğunu ifade eti.

Yağmur, sektörün devamlılığı açısından küçük üreticilerin desteklenmesi için yem fiyatlarındaki KDV oranında düzenleme yapılmasının zorunluluk olduğunu söyledi.

AA

 

Facebookta Paylaş